

Jack Powell

Karen Powell

Brian Powell

Miss Marquez

Lawrence Woodruff

Dolores Durante

Louis Durante
Poppy

Phoebe
Allison
Jack Powell, nadir görülen genetik bir durumla dünyaya gelir; hücreleri normal bir insandan dört kat daha hızlı yaşlanmaktadır. Bu durum, Jack 10 yaşına geldiğinde dışarıdan bakıldığında 40 yaşında bir yetişkin gibi görünmesine neden olur. Ailesi, onu dış dünyanın acımasızlığından korumak için yıllarca evde eğitim almasını sağlasa da, Jack’in en büyük arzusu diğer çocuklar gibi okula gitmek ve arkadaş edinmektir.
Okula başladığında dış görünüşü nedeniyle önce yadırganan ve alay konusu olan Jack, kısa sürede çocuksu ruhu ve samimiyetiyle sınıfın en sevilen üyelerinden biri haline gelir. Ancak vücudunun hızla yaşlanmaya devam etmesi, hem fiziksel sağlığını hem de geleceğe dair umutlarını tehdit etmeye başlar. Film, zamanın kısalığını ve her anın değerini, bir çocuğun masumiyeti ve bir yetişkinin kaçınılmaz kaderi arasındaki çatışma üzerinden işler. Coppola’nın bu aile filmi, izleyiciye hayatın ne kadar kısa olduğunu ama yaşanan dostlukların bu süreyi nasıl anlamlı kıldığını dokunaklı bir şekilde hatırlatır.
Robin Williams (Jack Powell): Williams, bu rolde eşsiz yeteneğini konuşturarak 10 yaşındaki bir çocuğun enerjisini, merakını ve kırılganlığını yetişkin bir bedende kusursuzca sergiliyor. Onun performansı, filmin hem komedi hem de dram dengesini ayakta tutan en temel unsur.
Diane Lane (Karen Powell): Jack’in korumacı annesi rolünde Lane, çocuğunun hızla yaşlanışını izlemenin verdiği çaresizliği ve ona duyduğu sonsuz sevgiyi derinlikli bir şekilde yansıtıyor.
Brian Kerwin (Brian Powell): Jack’in babası olarak aile içindeki dengeyi sağlayan ve oğlunun normal bir hayat sürmesi için çabalayan baba figürüne hayat veriyor.
Bill Cosby (Lawrence Woodruff): Jack’in öğretmeni ve akıl hocası rolünde, ona hayatın zorluklarına karşı rehberlik eden sıcak bir karakteri canlandırıyor.
Fran Drescher (Dolores Durante): Jack’in arkadaşının annesi rolünde, filme kendine has enerjisi ve mizah anlayışıyla renk katıyor.
Francis Ford Coppola, The Godfather veya Apocalypse Now gibi ağır ve epik yapımlardan sonra kariyerinde oldukça şaşırtıcı bir viraj alarak Jack projesine imza atmıştır. Film, yönetmenin diğer işlerine kıyasla çok daha hafif ve ana akım bir tonda olsa da, altında yatan "zamanın acımasızlığı" teması aslında Coppola’nın sinema diline uzak değildir. Robin Williams’ın doğaçlama yeteneğiyle beslenen film, görsel olarak parlak ve umut dolu bir atmosfer sunarken, hikâyenin sonuna doğru kaçınılmaz olan hüzünle izleyiciyi yakalar. Eleştirmenler tarafından Coppola külliyatının en farklı halkası olarak görülse de, insani duygulara hitap eden samimi bir yapım olduğu yadsınamaz.
Hayatın anlamı ve dostluğun gücü üzerine duygusal dramlar izlemeyi sevenler için Jack, kalbe dokunan bir tercih olacaktır. Robin Williams’ın çocuksu enerjisine hayran olanlar ve hem güldüren hem de ağlatan "feel-good" tarzı yapımlardan hoşlanan aileler bu filmi keyifle izleyebilir. Ayrıca zaman yönetimi ve hayatın kısalığı temalı hikâyelere ilgi duyanlar için bu film, farklı bir perspektif sunan bir fantastik dram örneğidir.
Bu film, büyümenin sadece yaş almakla ilgili olmadığını, her anın dolu dolu yaşanması gerektiğini hatırlatan güçlü bir hayat dersi niteliğindedir. Robin Williams’ın bir yetişkin bedeniyle ağaca tırmanışı, arkadaşlarıyla maceralara atılışı ve hayata karşı duyduğu o saf heyecan, izleyiciye kendi içindeki çocuğu hatırlatır. Coppola’nın usta yönetmenliği, bu sıra dışı tıbbi durumu sadece bir merak unsuru olmaktan çıkarıp, evrensel bir yaşam hikâyesine dönüştürmüştür.
Zamanın Değeri: Hayatın kısalığı karşısında anı yaşamanın önemi.
Aidiyet ve Kabul: Farklılıklarına rağmen bir grubun parçası olma arzusu.
Masumiyet: Yetişkinlik dünyasının sorunlarına karşı çocuksu bir bakış açısını korumak.
Aile Sevgisi: Koşulsuz sevginin zor zamanlardaki birleştirici gücü.
Eğer bir bedende hapsolmuş çocuk ruhunu anlatan hikâyeler ilginizi çekiyorsa, Tom Hanks’in başrolünde olduğu klasikleşmiş Big (Büyük) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca yaşlanma ve zaman temasına tam tersi bir açıdan bakan The Curious Case of Benjamin Button (Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi) bu filmin yarattığı felsefi sorgulamaları tamamlayacak niteliktedir.
Robin Williams, setteki çocuk oyuncularla bağ kurmak için çekim aralarında onlarla sürekli şakalar yapmış ve bir yetişkinden çok onlardan biri gibi davranmıştır.
Filmdeki Jack karakterinin durumu, gerçek hayatta "Werner Sendromu" veya "Progeria" olarak bilinen hızlandırılmış yaşlanma hastalıklarından esinlenmiştir.
Francis Ford Coppola, bu filmi çekmeyi kabul etmesindeki en büyük etkenin, çocukların dünyasına dair naif bir hikâye anlatma isteği olduğunu belirtmiştir.
Filmin sonunda Jack'in yaptığı konuşma, "Hayatınızı bir yıldız gibi parlatın" mesajıyla sinema tarihinin en ilham verici ve dokunaklı okul mezuniyet konuşmalarından biri olarak kabul edilir.
Hayır, film Gary Nadeau ve James DeMonaco tarafından yazılan orijinal bir senaryoya dayanmaktadır.
Film fantastik bir dram olduğu için bilimsel gerçeklikten ziyade hikâyenin duygusal etkisine odaklanır; ancak Jack'in durumu gerçek dünyadaki Progeria sendromunun kurgusal ve hızlandırılmış bir versiyonu olarak görülebilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...