Isla Nublar’da yaşanan felaketin üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmiş ve John Hammond’ın vizyonu sonunda hayata geçirilmiştir. Artık "Jurassic World" adıyla işletilen park, dünyanın dört bir yanından binlerce ziyaretçiyi ağırlayan, son teknolojiyle donatılmış devasa bir turizm kompleksidir. Ancak parkın sahipleri, ziyaretçi sayısını artırmak ve ilgiyi taze tutmak için doğanın sınırlarını zorlamaya karar verirler. Genetik bilimciler, farklı türlerin DNA’larını birleştirerek Indominus Rex adında, daha büyük, daha vahşi ve son derece zeki, melez bir dinozor yaratırlar.
Parkın operasyon müdürü Claire Dearing, bu yeni "varlığın" güvenliğini kontrol etmesi için dinozor davranış bilimci Owen Grady’den yardım ister. Owen, laboratuvarda yaratılan bu canlının sadece fiziksel bir güç değil, aynı zamanda tehlikeli bir stratejik zeka barındırdığını fark ettiğinde artık çok geçtir. Indominus Rex kafesinden kaçıp adada terör estirmeye başladığında, Owen ve Claire hem adadaki binlerce turisti hem de Claire’in parkta kaybolan yeğenlerini kurtarmak için zamana karşı amansız bir savaşa girişirler.
Chris Pratt, Owen Grady rolüyle eski bir asker ve Velociraptor eğitmeni olarak seriye taze ve karizmatik bir soluk getiriyor. Pratt’in karakteri, dinozorlara birer sergi nesnesi değil, saygı duyulması gereken canlılar olarak bakmasıyla hikayenin vicdani odağını oluşturuyor. Bryce Dallas Howard, başlangıçta iş odaklı ve soğuk bir yönetici olan Claire Dearing’in yaşadığı büyük dönüşümü ve hayatta kalma mücadelesini başarıyla canlandırıyor.
Vincent D'Onofrio, dinozorları askeri amaçlarla kullanmak isteyen hırslı güvenlik şefi Hoskins rolünde karşımıza çıkarken; Irrfan Khan, parkın vizyoner sahibi Simon Masrani karakterine felsefi bir derinlik katıyor. Ayrıca orijinal filmden tanıdığımız B.D. Wong’un Dr. Henry Wu olarak geri dönmesi, serinin geçmişiyle geleceği arasında köprü kuran kilit bir performans sunuyor.
Yönetmen Colin Trevorrow, Spielberg’ün mirasını modern sinemanın imkanlarıyla birleştirerek epik bir aksiyon filmi deneyimi yaratıyor. Film, bir yandan nostalji unsurlarını başarıyla kullanırken diğer yandan "tüketim toplumu" ve "doğanın ticarileşmesi" gibi temaları eleştiriyor. CGI teknolojisinin zirve yaptığı yapımda, dinozorlar hiç olmadığı kadar görkemli ve detaylı görünüyor. Özellikle Indominus Rex’in görünmezlik ve stratejik avlanma yetenekleri, yapıma bir gerilim filmleri atmosferi katarak izleyiciyi sürekli tetikte tutuyor.
Görsel ihtişam ve kesintisiz aksiyon arayan her sinemasever Jurassic World’ü mutlaka izlemeli. Serinin orijinal üçlemesine hayran olanlar için nostaljik detaylar ve eski parka yapılan göndermeler harika bir seyir zevki sunuyor. Eğer bilim kurgu unsurlarıyla harmanlanmış, devasa yaratıkların mücadelesine odaklanan macera filmleri ilginizi çekiyorsa, bu modern klasik sizin için doğru tercih olacaktır.
Jurassic World, sadece bir canavar filmi değil, aynı zamanda insanın tanrıcılık oynama çabasının sonuçlarını gösteren bir uyarı niteliğindedir. Owen ve Velociraptor sürüsü (Blue, Charlie, Delta, Echo) arasındaki bağ, seride daha önce görmediğimiz bir duygusal derinlik sunuyor. Finaldeki epik dinozor kapışması ise sinema tarihinde unutulmazlar arasında yerini alacak kadar etkileyici ve tatmin edici.
Genetik Manipülasyon: İnsanoğlunun ticari hırslar uğruna biyolojik sınırları zorlaması.
Kontrol Yanılsaması: En gelişmiş teknolojilerin bile doğanın vahşi gücü karşısında yetersiz kalışı.
İnsan ve Hayvan Bağı: Owen ile Raptorlar üzerinden işlenen karşılıklı güven ve iletişim teması.
Kurumsal Açgözlülük: Kar maksimizasyonu için güvenlik ve etik değerlerin hiçe sayılması.
Bu devasa park atmosferini ve hayatta kalma mücadelesini sevdiyseniz, King Kong (2005) veya devasa yaratıkların savaşını konu alan Godzilla serisine göz atabilirsiniz. Ayrıca, teknolojinin kontrolden çıkışını işleyen Westworld dizisi veya benzer bir suç filmleri gerilimi ile harmanlanmış hayatta kalma teması için The Revenant ilginizi çekebilir.
Jurassic World, vizyona girdiği dönemde global gişede 1 milyar dolar sınırını en hızlı geçen filmlerden biri olarak rekor kırmıştır. Filmde gördüğümüz Indominus Rex, tamamen kurgusal bir türdür ve tasarımı için Tyrannosaurus, Velociraptor, mürekkep balığı ve ağaç kurbağası gibi pek çok canlının DNA’sı hayal edilmiştir. Ayrıca çekimlerin bir kısmı, orijinal Jurassic Park’ın da çekildiği Hawaii adalarında gerçekleştirilerek atmosferin sürekliliği sağlanmıştır.
Temel DNA’sı T-Rex’e dayanmakla birlikte; hız için Velociraptor, termal gizlenme için ağaç kurbağası ve çevreye uyum sağlayan renk değiştirme özelliği için mürekkep balığı DNA’ları birleştirilmiştir.
Evet, film ilk olayların geçtiği Isla Nublar adasında geçiyor. Ayrıca karakterler adada kaçarken orijinal parkın artık harabe olmuş ana binasına ve eski araçlara rastlıyorlar.
Owen, dinozorları geleneksel anlamda "eğitmekten" ziyade, onlarla karşılıklı saygıya dayalı bir alfa-sürü ilişkisi kurmuştur. Onların doğasını anlayarak bir iletişim yöntemi geliştirmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...