
Dram, Korku

Amelia Vanek

Samuel Vanek

Claire

Robbie

Gracie Roach

Oskar Vanek
Prue

Warren
Bugsy
The Babadook
Karabasan, eşini trajik bir kazada kaybeden Amelia’nın, bu kaybın gölgesinde büyütmeye çalıştığı sorunlu oğlu Samuel ile olan zorlu hayatını merkezine alıyor. Samuel, her yerde canavarlar gördüğüne inanan ve onları durdurmak için tehlikeli silahlar icat eden, uykusuzluk çeken bir çocuktur. Bir gece, Samuel’in kitaplığında nereden geldiği belli olmayan "Mister Babadook" adında kırmızı kapaklı gizemli bir masal kitabı belirir.
Kitabı okuduktan sonra evdeki tekinsiz olaylar tırmanmaya başlar. "Babadook" adındaki bu uzun boylu, solgun yüzlü ve pençeli varlık, Amelia ve Samuel’in zihinlerini ele geçirmeye ve onları birbirine düşürmeye çalışır. Ancak film ilerledikçe izleyici şu sarsıcı gerçekle yüzleşir: Babadook sadece bir masal kahramanı değil; Amelia’nın yıllardır bastırdığı kederinin, öfkesinin ve yorgunluğunun karanlık bir yansımasıdır. Anne ve oğul, bu görünmez ama yıkıcı güçle başa çıkabilmek için önce kendi iç dünyalarındaki canavarlarla yüzleşmek zorunda kalırlar.
Filmin kalbinde, Amelia karakterine hayat veren Essie Davis’in ödüllük performansı yer alıyor. Davis, bir annenin yaşadığı tükenmişlik sendromunu, yas sürecindeki ruhsal çöküşü ve ardından gelen deliliğin sınırlarını editoryal bir titizlikle sergiliyor. Samuel rolündeki çocuk oyuncu Noah Wiseman ise, hem sinir bozucu hem de aşırı korumacı bir çocuğun karmaşık duygularını muazzam bir doğallıkla canlandırıyor.
Sadece iki ana karakter ve dar bir ev mekânı üzerinden ilerleyen hikâyede, oyuncuların arasındaki gerilim ve sevgi bağı filmin temel direğini oluşturuyor. Bu sınırlı ama güçlü kadro, izleyiciye klostrofobik bir ev ortamında mahsur kalma hissini iliklerine kadar hissettiriyor.
Yönetmen Jennifer Kent, ilk uzun metrajlı filminde korku türünü bir metafor aracı olarak kullanarak dâhiyane bir iş çıkarıyor. Karabasan, ani ses patlamalarından (jump scare) ziyade, atmosferik bir huzursuzluk ve psikolojik derinlik üzerine kurulu. Filmin görsel dili, soluk renk paleti ve ekspresyonist (dışavurumcu) tarzı, Amelia’nın bozulan akıl sağlığını yansıtıyor. Babadook figürü, sinema tarihindeki en ikonik ve anlamlı canavar tasarımlarından biri olarak kabul ediliyor; çünkü o, "ne kadar reddedersen o kadar güçlenen" bir acıyı temsil ediyor.
Klasik "perili ev" hikâyelerinden sıkılan, korkuyu bir psikolojik analiz yöntemi olarak gören ve sembolik anlatımları sevenler için bu korku-gerilim filmi mutlak bir tercih. Eğer Hereditary veya The Witch gibi türün modern klasiklerini sevdiyseniz, bu platform filmi kalitesindeki yapımı listene eklemelisin. Ebeveynlik, kayıp ve yas temalarının karanlık bir süzgeçten geçirilmiş halini izlemek isteyenler için eşsiz bir deneyim.
Film, izleyiciye "Bazı canavarlar dışarıda değil, içimizdedir ve onlardan kaçamazsınız; sadece onlarla birlikte yaşamayı öğrenebilirsiniz" mesajını çok sarsıcı bir finalle veriyor. Babadook’un o meşhur tırmalama sesleri ve "Baba-dook-dook-dook!" fısıltısı, sinematografik bir başarı olarak belleklere kazınıyor. Sadece bir korku filmi değil, aynı zamanda insanın karanlık tarafına tutulan cesur bir ayna olması nedeniyle izlenmeyi hak ediyor.
Yas ve Kayıp: Kaybedilen birinin ardından tutulan ama bitirilemeyen yasın yıkıcılığı.
Anne-Çocuk Dinamiği: Koşulsuz sevgi ile tahammülsüzlük arasındaki ince çizgi.
Bastırılmış Duygular: Reddedilen acıların ve öfkenin canavara dönüşmesi.
Akıl Sağlığı: İzolasyonun ve uykusuzluğun insan algısı üzerindeki tahribatı.
Bu filmin psikolojik derinliğini ve metaforik anlatımını sevdiyseniz, yine aile içi travmaları korkuyla işleyen Hereditary (Ayin) veya bir annenin korumacı içgüdülerini farklı bir boyuta taşıyan The Others (Diğerleri) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca, benzer bir atmosfer sunan It Comes at Night da başarılı bir alternatif olabilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...