

Christian

Anne

Julian

Oleg

Michael
Daughter
Daughter
Elna

Sonja
Boy with Letter
The Square, Stockholm’deki prestijli bir modern sanat müzesinin başarılı küratörü Christian’ın hayatına odaklanır. Christian, "Kare" (The Square) adını verdikleri, insanları yardımlaşmaya ve güvene davet eden yeni bir enstalasyonun açılış hazırlıklarıyla uğraşmaktadır. Ancak Christian’ın mükemmel görünen hayatı, sokakta maruz kaldığı kurnazca bir hırsızlık olayıyla altüst olur. Çalınan telefonunu ve cüzdanını geri alma çabası, onu beklemediği sosyal çatışmaların içine sürükler.
Müzenin Kare projesini tanıtmak için anlaştığı halkla ilişkiler ajansı, dikkat çekmek adına etik sınırları zorlayan, provokatif bir reklam kampanyası hazırlar. Bu kampanya hem müze yönetimini hem de Christian’ı büyük bir krizin eşiğine getirir. Film, Christian’ın kişisel talihsizlikleri ile sanat dünyasının ikiyüzlülüğünü harmanlayarak, izleyiciyi "başkalarına ne kadar güvenebiliriz?" ve "kendi konforumuzdan ne kadar ödün verebiliriz?" sorularıyla baş başa bırakır.
Claes Bang, Christian karakterinde kusursuz bir performans sergiliyor. Kendinden emin, stil sahibi ama içten içe bencil bir adamın çözülüşünü büyük bir incelikle yansıtıyor. Oyuncunun karizması ve ardından gelen komik çaresizliği, filmin tonunu belirleyen en önemli unsur.
Elisabeth Moss, Christian ile kısa süreli bir ilişki yaşayan Amerikalı bir gazeteciyi canlandırıyor; aralarındaki "prezervatif tartışması" sahnesi filmin en akılda kalıcı anlarından biri. Terry Notary ise filmin zirve noktası olan akşam yemeği sahnesinde bir "insan-maymun" performansıyla izleyiciyi huzursuzluğun doruklarına çıkarıyor. Kadrodaki her bir isim, toplumun farklı bir katmanını veya kusurunu temsil etmekte oldukça başarılı.
Yönetmen Ruben Östlund, Force Majeure filmindeki başarısını bu yapımla taçlandırarak Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmıştır. Östlund, modern insanın yardımseverlik maskesi altındaki kayıtsızlığını ve sınıfsal kibrini büyük bir soğukkanlılıkla deşiyor. Filmin her sahnesi, sosyal bir deney gibi kurgulanmış; izleyiciyi güldürürken aynı zamanda utandıran bir ayna tutuyor. Uzun planlar ve minimalist müzik kullanımı, sahnelerin yarattığı rahatsızlık hissini derinleştiriyor.
Toplumsal eleştiri içeren kara komedilerden hoşlanan ve modern sanatın sınırlarını merak eden izleyiciler bu filmi mutlaka listesine almalıdır. Eğer politik doğruculuğun ve sosyal statü kaygısının yarattığı absürt durumları keşfetmek isterseniz, bu yabancı film sizin için bir başyapıt niteliğinde olacaktır. Ruben Östlund’un zekice kurgulanmış dünyasına adım atmak isteyen her sinemasever için ideal bir tercihtir.
Film, sadece bir sanat müzesini anlatmakla kalmıyor; günümüz dünyasındaki iletişim kopukluğunu ve seyirci kalma kültürünü en çıplak haliyle yüzümüze vuruyor. Şaşırtıcı sahneleri ve beklenmedik olay örgüsüyle izleyiciyi sürekli tetikte tutan The Square, bittikten sonra bile uzun süre tartışılacak etik dilemmalar sunuyor.
Sosyal Sorumluluk: Modern insanın toplumsal trajediler karşısında sergilediği kayıtsızlık.
Sanatın Amacı: Sanatın gerçekten bir değişim yaratıp yaratamayacağı veya sadece bir pazarlama aracı olup olmadığı.
Güven ve Korku: Yabancılara duyulan önyargılı korku ile "güvenli alan" yaratma çabası arasındaki çelişki.
Bu filmin keskin mizahını ve sınıfsal eleştirisini sevdiyseniz, yönetmenin bir sonraki büyük işi olan Triangle of Sadness (Hüzün Üçgeni) mutlaka izlenmelidir. Ayrıca, modern çalışma hayatının ve insan ilişkilerinin absürtlüğünü işleyen Toni Erdmann veya parazit vari bir sınıfsal çatışmayı konu alan Parasite, bu kara komedi türündeki arayışınızı tatmin edecek güçlü önerilerdir.
Filmdeki "The Square" (Kare) enstalasyonu aslında yönetmen Ruben Östlund ve Kalle Boman tarafından 2014 yılında gerçekten bir sanat projesi olarak tasarlanmıştır.
Meşhur akşam yemeği sahnesindeki performans sanatçısı Terry Notary, gerçek hayatta da hareket koçu ve koreograftır; Maymunlar Cehenni serisinde de çalışmıştır.
Film, İsveç’in o yılki Oscar adayı olmuş ve En İyi Yabancı Dilde Film kategorisinde son beş film arasına kalmıştır.
Kare, içindekilerin eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu, birbirine güvenmek zorunda olduğu bir sığınak alanını temsil eder; modern dünyanın bu değerleri ne kadar kaybettiğini vurgular.
Film, "kara komedi" türündedir. İzleyiciyi güldüren sahneler genellikle toplumsal nezaketin sınırlarının zorlandığı ve karakterlerin utanç verici durumlara düştüğü anlardan oluşur.
Bu sahne, uygar toplumun nezaket kurallarının ne kadar yüzeysel olduğunu ve bir tehdit karşısında kolektif hareket etme becerimizin ne kadar çabuk çöktüğünü gösteren bir sosyal deney gibidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...