

Christian

Anne

Julian

Oleg

Michael
Daughter
Daughter
Elna

Sonja
Boy with Letter
Kare, Stockholm’deki modern sanat müzesinin yakışıklı ve özgüvenli küratörü Christian’ın hayatına odaklanıyor. Christian, "Kare" adını verdiği yeni projesiyle insanları güvene ve başkalarına yardım etmeye davet eden bir alan yaratmayı hedefler. Bu alanın içinde herkes eşit haklara ve sorumluluklara sahiptir. Ancak bu idealist sanat projesi hayata geçmek üzereyken, Christian’ın sokakta bir yardım senaryosuyla cüzdanını ve telefonunu çaldırması, işleri trajikomik bir boyuta taşır.
Kendi değerlerini pratikte uygulayamayan küratör, çalınan eşyalarını geri almak için müzedeki sergide savunduğu tüm etik ilkeleri bir kenara bırakır. Aynı zamanda müzenin halkla ilişkiler ajansı, "Kare"yi tanıtmak için sınırları zorlayan ve etik dışı bir pazarlama kampanyası hazırlayınca, hem Christian’ın kariyeri hem de modern toplumun yardımseverlik maskesi büyük bir çatlak verir. Film, lüks akşam yemeklerinden sokaktaki evsizlere uzanan bir yelpazede, medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Claes Bang, küratör Christian rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Bang, karakterinin hem entelektüel kibrini hem de köşeye sıkıştığındaki acizliğini muazzam bir karizmayla yansıtıyor. Elisabeth Moss ise Christian ile kısa süreli bir ilişki yaşayan Amerikalı bir gazeteciyi canlandırarak, filmin en absürt ve unutulmaz diyaloglarına imza atıyor.
Filmin en çok konuşulan sahnesinde bir şempanze gibi davranan performans sanatçısını canlandıran Terry Notary, izleyiciyi nefesini tutmaya zorlayan, rahatsız edici ama büyüleyici bir fiziksel oyunculuk sergiliyor. Bu güçlü ekip, bir platform filmi başarısı göstererek modern insanın konfor alanından çıktığında nasıl bir hayvana dönüşebileceğini ustalıkla betimliyor.
Yönetmen Ruben Östlund, Kare ile 2017 yılında Cannes Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Palmiye’yi kazanarak modern sinemanın en güçlü hiciv ustalarından biri olduğunu kanıtladı. Film, sadece sanat dünyasını değil, aynı zamanda politik doğruculuğu ve batılı toplumların duyarlılık iddialarını da acımasızca eleştiriyor. Sinematografik olarak her karesi özenle kurgulanmış olan yapım, izleyiciyi hem güldüren hem de koltuğunda huzursuzca kıpırdatan bir biyografi dışı kurgusal analiz sunuyor.
Modern sanatın sınırlarını, sosyal sınıflar arası uçurumu ve insan doğasının bencil taraflarını mizahi bir dille izlemek isteyen herkes bu filme şans vermeli. Eğer kaba komediden ziyade zekice kurgulanmış toplumsal taşlamalardan hoşlanıyorsanız, Östlund’un bu başyapıtı sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Ayrıca bir başarı hikâyesi sunan klasik spor filmi şablonlarının dışına çıkıp, insan ruhunun karmaşıklığını keşfetmek isteyen sinemaseverler için eşsiz bir tercih.
Filmi izlemek için en büyük neden, "insancıllık" ve "eşitlik" gibi kavramların sadece sözde kaldığında ne kadar anlamsızlaştığını gösteren o sarsıcı dürüstlüğüdür. Özellikle akşam yemeğindeki performans sanatı sahnesi, sinema tarihinin en gergin ve etkileyici anları arasında gösterilmektedir. Kare, izleyiciyi kendi ahlaki duruşunu sorgulamaya iten ve filmin süresi bittikten sonra bile uzun süre tartışılan nadir yapımlardan biridir.
Toplumsal Sorumluluk: Yardımlaşma ve güvenin modern dünyada bir pazarlama stratejisine dönüşmesi.
Sınıfsal İkiyüzlülük: Üst sınıfın hümanist söylemleri ile alt sınıfa karşı duyduğu içgüdüsel korku ve küçümseme.
Modern Sanatın Absürtlüğü: Sanatın gerçek hayattan kopuşu ve bazen anlamsızlığın kutsanması.
Bireysel Vicdan: Hata yaptığında dürüst olabilmenin ve özür dilemenin zorluğu.
Bu filmin keskin mizahını ve sosyolojik bakış açısını sevdiyseniz, yönetmenin bir diğer büyük başarısı olan Turist (Force Majeure) veya yine sınıf çatışmalarını işleyen Hüzün Üçgeni (Triangle of Sadness) filmlerine bakabilirsiniz. Ayrıca karakter derinliği ve kriz anlarını yönetme biçimiyle Hakaret (The Insult) filmi de ilginizi çekebilir.
Filmin adı olan "Kare", yönetmen Ruben Östlund’un gerçek hayatta tasarladığı bir sanat projesine dayanmaktadır.
Claes Bang, rolü kapmak için yaptığı seçmelerde tamamen doğaçlama sahneler sergilemiş ve yönetmeni kendine hayran bırakmıştır.
Filmdeki meşhur akşam yemeği sahnesi, gerçek performans sanatçısı Oleg Kulik'in benzer bir gösterisinden ilham alınarak hazırlanmıştır.
Film, "kara komedi" türünün en iyi örneklerinden biridir; çok komik sahneler barındırsa da altında yatan toplumsal eleştiri oldukça derin ve dramatiktir.
Filmin orijinal adı İngilizce olarak "The Square"dir; bu hem sergilenen sanat eserine hem de insanların kendilerini hapsettikleri sosyal kutulara bir göndermedir.
Şempanze sembolü, medeni insanın altında yatan ilkel dürtüleri ve toplumun öngörülemez, kontrol edilemez doğasını simgelemektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...