

Maren

Lee

Sully

Kayla

Maren's Father

Brad

Jake

Barbara Kerns

Janelle

Sherry
Maren, babasıyla sıradan bir hayat sürmeye çalışan genç bir kızdır. Ancak içinde bastıramadığı, doğuştan gelen dehşet verici bir açlık vardır: İnsan eti yeme arzusu. Babası onu terk ettiğinde, Maren hiç tanımadığı annesini bulmak ve kim olduğunu anlamak için Amerika’nın uçsuz bucaksız yollarına düşer.
Bu yolculuk sırasında, kendisi gibi bir "yiyici" olan Lee ile tanışır. Lee, hayatta kalmak için sertleşmiş ama özünde sevgiye aç bir gençtir. İkili, toplum tarafından canavar olarak görülseler de, birbirlerinde ilk kez gerçek bir aidiyet bulurlar. Kemikler ve Her Şey, kanlı ve vahşi sahnelerin ardında aslında derin bir yalnızlık, kabul görme arzusu ve "öteki" olmanın ne anlama geldiğine dair şiirsel bir hikâyedir.
Film, hem performansları hem de kimyalarıyla izleyiciyi büyüleyen bir kadroya sahip:
Taylor Russell: Maren rolünde, masumiyet ile vahşi içgüdüleri arasındaki çatışmayı muazzam bir hassasiyetle yansıtıyor. Bu performansıyla Venedik Film Festivali'nde En İyi Genç Oyuncu ödülünü kazandı.
Timothée Chalamet: Lee rolünde, 80'lerin punk estetiği ve kırılgan karizmasıyla yine devleşiyor. Chalamet, karakterinin hem korkutucu hem de aşık halini editoryal bir ustalıkla birleştiriyor.
Mark Rylance: Sully rolünde, filmin en tekinsiz ve unutulmaz performansına imza atıyor. Maren'ın karşısına çıkan bu "yaşlı yiyici", filmin gerilim dozunu zirveye taşıyor.
Kadroda ayrıca Chloe Sevigny, Michael Stuhlbarg ve André Holland gibi usta isimler de yer alarak hikâyenin derinliğini artırıyor.
Luca Guadagnino, korku türünün en rahatsız edici öğelerini, epik bir Amerikan yol hikâyesiyle harmanlıyor. Kemikler ve Her Şey, görsel olarak 80'lerin Amerika taşrasını, uçsuz bucaksız manzaraları ve tozlu yolları bir tablo gibi sunuyor.
Film, yamyamlığı fiziksel bir canavarlıktan ziyade; bağımlılık, dışlanmışlık veya genetik bir mirasın getirdiği bir "lanet" olarak ele alıyor. Kanlı sahnelerden kaçınmıyor, ancak bu sahneleri bile bir tür melankoliyle servis ediyor. Bu romantik gerilim, izleyiciyi hem tiksindirmeyi hem de aynı anda ağlatmayı başaran nadir yapımlardan biri.
Eğer Beni Adınla Çağır’ın duygusal derinliğini sevdiyseniz ama üzerine Badlands tarzı bir suç/yol hikâyesi ve bir tutam "gore" (vahşet) eklenmiş halini merak ediyorsanız bu film tam size göre. Özellikle Timothée Chalamet’nin kariyerindeki en karanlık ve estetik rollerinden birini görmek isteyenler için Kemikler ve Her Şey izle önerisi kaçırılmaması gereken bir deneyim.
Bu yapımı izlemek için en büyük sebep, aşkın ve aidiyetin sınırlarını zorlamasıdır. Film şu soruyu soruyor: "Bir canavarı sevebilir misin, eğer o canavar sensen?" Maren ve Lee’nin birbirine tutunuşu, modern sinemanın en hüzünlü aşk hikâyelerinden birini oluşturuyor. Ayrıca Mark Rylance’ın ürpertici oyunculuğu, editoryal açıdan korku türünün nasıl "zarifçe" yapılabileceğinin dersi niteliğinde.
Ötekileştirme: Toplumun normlarına uymayanların hayatta kalma mücadelesi.
Miras ve Kader: Aileden gelen travmaların veya özelliklerin kaçınılmazlığı.
İlk Aşk: Her şeye rağmen birine güvenmenin getirdiği o savunmasızlık.
Yalnızlık: Binlerce kilometrelik yollarda kendine benzeyen tek bir kişiyi aramak.
Bu tarz sanatsal korku ve büyüme hikâyelerini sevdiyseniz, yine yamyamlık üzerinden bir büyüme sancısını anlatan Raw (Grave) veya atmosferik benzerliğiyle A Girl Walks Home Alone at Night filmlerine göz atmalısınız. Ayrıca, Timothée Chalamet hayranıysanız Hot Summer Nights da başarılı bir film alternatifidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...