
Sinemaseverlerin hafızasında eğlenceli sahneleriyle yer edinen Identity Thief, tipik bir kimlik hırsızlığı vakasını absürt bir macera dizisine dönüştürüyor. Yönetmen Seth Gordon'un imzasını taşıyan film, izleyiciyi Denver’dan Florida’ya uzanan, kahkaha dolu ama bir o kadar da gergin bir yolculuğa çıkarıyor. Modern dünyanın dijital tehlikelerini mizahi bir dille ele alan yapım, temposunu bir an bile düşürmüyor.
Sandy Patterson, düzenli hayatı olan, nazik bir aile babasıdır; ancak hayatı, bir telefon görüşmesiyle kabusa döner. Identity Thief, Sandy’nin tüm kredi kartlarının limitlerinin boşaltılması ve adının karıştığı tuhaf olaylar silsilesiyle başlar. Kendi adını taşıyan ama bambaşka bir şehirde lüks içinde yaşayan Diana’yı bulmak zorunda kalan Sandy için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Filmin kalbinde, kurban ile dolandırıcı arasındaki tuhaf dinamik yatıyor. Identity Thief boyunca izlediğimiz bu ikili, sadece birbirleriyle değil, yolda başlarına bela olan ödül avcıları ve suçlularla da uğraşmak zorunda kalıyor. Sandy'nin kurallara bağlı yapısı ile Diana'nın kural tanımaz, ele avuca sığmaz kişiliği bir araya gelince, ortaya her dakikası sürprizlerle dolu bir kaos çıkıyor.
Polisin bürokratik engellerine takılan Sandy için tek çözüm yolu, suçluyu bizzat bulup adalete teslim etmektir. Ancak Identity Thief, izleyiciye gösteriyor ki; birini yakalamak, onu 2000 mil boyunca kontrol altında tutmaktan çok daha kolaydır. Film, komedi unsurlarının arkasına gizlediği ufak duygusal dokunuşlarla, karakterlerin neden bu yollara saptığını da merak ettirmeyi başarıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...