

Lear

Goneril

Regan

Earl of Gloucester

Cordelia

Earl of Kent

Edgar

Edmund

Duke of Cornwall

Duke of Albany
Yaşlanan ve akıl sağlığı yavaş yavaş bozulan diktatör kral Lear, krallığını üç kızı arasında paylaştırmaya karar verir. Ancak bir şartı vardır: Kızları, babalarını ne kadar çok sevdiklerini herkesin önünde ilan etmelidir.
Büyük kızları Goneril ve Regan, sahte ve abartılı sevgi gösterileriyle toprakları kaparken; en küçük ve en dürüst kızı Cordelia, sevgisinin kelimelere sığmayacağını söyleyerek sessiz kalır. Lear, bu dürüstlüğü bir ihanet sayarak Cordelia’yı sürgüne gönderir. Ancak krallığı paylaştırdığı diğer iki kızı, güç sahibi olduktan sonra babalarına sırt çevirirler. King Lear, bir imparatorluğun çöküşünü, aile içi ihanetleri ve bir adamın mutlak güçten mutlak deliliğe ve hiçliğe giden trajik yolculuğunu anlatır.
Film, İngiliz sinemasının adeta "Şampiyonlar Ligi" denilebilecek bir kadroya sahip:
Anthony Hopkins: Kral Lear rolünde, kariyerinin en sarsıcı performanslarından birini sergiliyor. Hopkins, otoriter bir tiranın korkunçluğu ile çaresiz bir yaşlı adamın kırılganlığını aynı anda iliklerinize kadar hissettiriyor.
Emma Thompson: Goneril rolünde, soğukkanlı ve hırslı büyük kız portresini muazzam bir ustalıkla çiziyor.
Emily Watson: Regan rolünde, kız kardeşler arasındaki o tekinsiz rekabeti ve zalimliği başarıyla yansıtıyor.
Florence Pugh: Cordelia rolünde, dürüstlüğü ve babasına olan saf sevgisiyle filmin vicdanını temsil ediyor. Pugh, bu filmdeki performansıyla dev isimlerin yanında ne kadar güçlü bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Jim Broadbent: Gloucester Kontu olarak hikâyenin bir diğer trajik paralelini oluşturuyor.
Andrew Scott: (Sherlock'un Moriarty'si) Edgar rolünde, delilik taklidi yaptığı sahnelerde harikalar yaratıyor.
Yönetmen Richard Eyre, Shakespeare'in 1600'lerden gelen metnini değiştirmeden, görselliği günümüze (modern üniformalar, son model arabalar, gökdelenler) uyarlayarak hikâyeye ürpertici bir gerçekçilik katıyor. Film, klostrofobik bir saray atmosferinden, Lear'ın fırtına altında evsiz barksız kaldığı o meşhur sahnelerin modern sokaklardaki yansımasına kadar her anıyla etkileyici.
Anthony Hopkins ve Florence Pugh arasındaki baba-kız kimyası, filmin finalindeki o ağır trajediyi izleyici için çok daha yıkıcı kılıyor. Bu yapım, editoryal açıdan Shakespeare uyarlamalarının en "insani" ve "ulaşılabilir" örneklerinden biri kabul edilir.
Eğer tiyatro kökenli dramları seviyorsanız, Shakespeare uyarlamalarına ilginiz varsa veya sadece Anthony Hopkins ve Florence Pugh gibi dev isimlerin oyunculuk şölenini izlemek istiyorsanız bu film sizin için bir zorunluluktur. Güç, aile ve yaşlılık temalarını sert bir dille işleyen yapımlardan hoşlananlar için King Lear izle önerisi, unutulmaz bir deneyim olacaktır.
Bu yapımı izlemek için en büyük sebep, klasik bir metnin modern dünyada ne kadar geçerli olduğunu görmektir. "Hiçlikten hiçlik doğar" felsefesini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bu film, insanın en tepeden en aşağıya düşüşünü büyük bir zarafet ve acımasızlıkla gösteriyor. Ayrıca Florence Pugh'un, Anthony Hopkins gibi bir efsane karşısındaki duruşu tek başına izlenmeye değer.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...