
Dram, Aile, Fantastik

Sara Crewe

Miss Minchin

Capt. Crewe / Prince Rama

Amelia Minchin

Becky

Betsy

Jane

Lottie

Rosemary

Mr. Barrow
Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Hindistan’ın egzotik ve renkli atmosferinde babasıyla masalsı bir hayat süren Sara Crewe için dünya, sevgi ve hikâyelerden ibarettir. Ancak babasının cepheye çağrılmasıyla Sara’nın hayatı kökten değişir. New York’taki katı ve disiplinli bir kız yatılı okuluna gönderilen Sara, burada alışık olduğu sıcaklığın yerini alan soğuk kurallarla ve okul müdiresi Bayan Minchin’in despot yönetimiyle tanışır.
Babasının savaşta kaybolduğu ve tüm servetini yitirdiği haberi okula ulaştığında, Sara’nın "prenses" hayatı bir anda sona erer. Bayan Minchin tarafından tavan arasındaki karanlık bir odaya hapsedilen ve okulun ağır işlerini yapan bir hizmetçiye dönüştürülen Sara, hayata tutunmak için tek bir şeye sarılır: Hayal gücü. En zor şartlar altında bile asaletini kaybetmeyen küçük bir kızın, çevresindeki herkese umut aşılama ve kendi mucizesini yaratma hikâyesi başlar.
Filmin kalbinde, Sara Crewe rolüyle ilk sinema deneyimini yaşayan Liesel Matthews yer alıyor. Matthews, karakterin hem kırılganlığını hem de sarsılmaz iradesini o kadar doğal bir performansla yansıtıyor ki, izleyicinin filmle olan duygusal bağını tek başına sırtlıyor. Onun karşısında ise sinema tarihinin en unutulmaz "kötü" figürlerinden biri olan Bayan Minchin rolünde Eleanor Bron’u izliyoruz; Bron, katı disiplini ve kıskançlığıyla gerilimi her an diri tutuyor.
Sara’nın babası Kaptan Crewe rolünde Liam Cunningham, hem sevgi dolu bir baba hem de savaşın trajedisini yaşayan bir asker olarak etkileyici bir çift performans sergiliyor. Okulun diğer çocukları ve özellikle Sara’nın tavan arasındaki kader arkadaşı Becky (Vanessa Lee Chester) arasındaki kimya, filmin dostluk ve dayanışma temalarını güçlendiren en önemli unsurlardan biri oluyor.
Alfonso Cuarón’un yönetmenlik dehası, bu filmi sıradan bir çocuk hikâyesi olmaktan çıkarıp görsel bir şölene dönüştürüyor. Görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki ile olan iş birliği, Hindistan’ın sıcak turuncularından New York’un soğuk yeşillerine geçiş yapan o muazzam renk paletini doğurmuş. Film, tempo olarak izleyiciyi hiç yormuyor; dramatik anlar ile fantastik sekanslar arasındaki geçişler o kadar organik ki kendinizi bir rüyanın içinde hissediyorsunuz. Duygusal etkisi ise sadece çocuklara değil, yetişkinlerin içindeki o "hiç büyümeyen" tarafa da doğrudan hitap ediyor.
Bu yapım, her şeyden önce hayal kurmaktan asla vazgeçmeyenlerin ve görsel estetiğe önem veren sinemaseverlerin listesinde yer almalı. Eğer bir babanın kızıyla olan o derin bağını anlatan duygu yüklü hikâyelerden hoşlanıyorsanız, bu dram filmleri arasındaki en nadide örneklerden biridir. Aynı zamanda çocuklarına zorluklar karşısında dik durmayı ve nezaketi öğretmek isteyen ebeveynler için de en ideal aile filmleri arasında yer alır.
A Little Princess’ı benzerlerinden ayıran en büyük fark, trajediyi ajitasyona kaçmadan, saf bir sinema diliyle anlatmasıdır. Film, "her kız bir prensestir" felsefesini maddiyat üzerinden değil, karakterin asilliği ve iyiliği üzerinden kurgulayarak evrensel bir ders veriyor. Cuarón’un henüz kariyerinin başındayken sergilediği o masalsı atmosfer yaratma becerisi, filmi yıllar geçse de eskimeyen bir başyapıta dönüştürüyor.
Hayal Gücünün Gücü: Fiziksel hapishaneleri zihinsel bir özgürlüğe dönüştürme yetisi.
İçsel Asalet: Gerçek prensesliğin ipek elbiselerle değil, davranış ve karakterle ilgili olduğu gerçeği.
Kayba Rağmen Umut: Savaşın ve yalnızlığın ortasında sevgiye tutunma çabası.
Sosyal Adaletsizlik: Zenginlik ve yoksulluk arasındaki ince çizgi ve sınıfsal farklılıklara karşı nezaketle verilen mücadele.
Eğer bu filmin yarattığı büyülü atmosferi sevdiyseniz, yine Frances Hodgson Burnett uyarlaması olan ve benzer bir estetik sunan Gizli Bahçe (The Secret Garden) kesinlikle ilginizi çekecektir. Ayrıca hayal dünyasının gerçeklikle iç içe geçtiği bir başka başyapıt olan Pan'ın Labirenti (Pan's Labyrinth) daha karanlık bir ton arayanlar için iyi bir seçenek olabilir. Son olarak, bir çocuğun hayata karşı duruşunu odağına alan Hugo da benzer bir görsel tat sunar.
Film, ünlü yönetmen Alfonso Cuarón’un Hollywood’daki ilk büyük çıkışını yaptığı projedir.
Filmin görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki, kullandığı yenilikçi ışık ve renk teknikleriyle bu filmde Oscar adaylığı kazanmıştır.
Filmin ana mekanı olan okul binası, aslında stüdyoda inşa edilmiş devasa ve detaylı bir settir.
Hikâye orijinal kitapta Londra’da geçerken, Cuarón atmosferi daha gotik ve masalsı kılmak adına mekanı New York’a taşımıştır.
Evet, film genel izleyici kitlesine uygundur ancak savaş teması ve Bayan Minchin’in sert disiplin sahneleri nedeniyle 7 yaş ve üzeri çocuklar için daha verimli bir izleme deneyimi sunacaktır.
Evet, film Frances Hodgson Burnett’ın 1905 yılında yayımlanan klasik çocuk romanından beyazperdeye uyarlanmıştır ancak yönetmen olay örgüsünde bazı dramatik değişiklikler yapmıştır.
Spoiler vermeden söylemek gerekirse, film izleyicide derin bir tatmin duygusu bırakan, umut dolu ve duygusal açıdan oldukça güçlü bir finale sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...