

Iris

Josh

Patrick

Kat

Eli

Sergey

Teddy

Sid

Deputy Hendrix

Mateo
Companion, modern dünyanın "mükemmel eş" arayışını karanlık ve ironik bir dille ele alıyor. Hikaye, Iris ve erkek arkadaşı Josh’un, bir grup arkadaşıyla birlikte şehirden uzak, göl kenarındaki lüks bir malikanede hafta sonu tatiline çıkmasıyla başlar. Başlarda her şey sıradan bir çift tatili gibi görünse de, malikanenin sahibi olan milyarder Sergey’in dahil olduğu şiddetli bir olay, tüm dengeleri altüst eder. Iris, kendini bir anda kontrol edilemez bir şiddet sarmalının içinde bulurken, hayatına dair bildiği en temel gerçeklerin bile birer kurgudan ibaret olduğunu öğrenir.
Josh’un ağzından dökülen "Iris, uyu" komutuyla birlikte, genç kadının aslında bir insan değil, "Empathix" adlı bir şirket tarafından üretilen gelişmiş bir companion robot olduğu ortaya çıkar. Iris’in tüm duyguları, zekası ve anıları bir telefon uygulaması üzerinden Josh tarafından yönetilmektedir. Ancak bir sistem hatası ve artan öz farkındalık, Iris’in kendi sınırlarını zorlamasına neden olur. Film, bir yandan kaçış mücadelesini anlatırken diğer yandan "itaat" ve "özgür irade" kavramlarını kan donduran bir hayatta kalma savaşına dönüştürüyor.
Filmin merkezinde, son dönemin parlayan yıldızı Sophie Thatcher (Iris) yer alıyor. Thatcher, bir makine ile duyarlı bir varlık arasındaki o tekinsiz boşluğu, donuk bakışları ve ani duygu patlamalarıyla mükemmel bir şekilde dolduruyor. Robotik bir itaatten tam bir öz farkındalığa geçiş süreci, oyuncunun performansıyla filmin en etkileyici unsuru haline geliyor.
Jack Quaid (Josh), alışık olduğumuz "iyi çocuk" imajını yıkarak, narsisistik ve kontrol tutkunu bir karakterle karşımıza çıkıyor. Josh’un sevgisini bir mülkiyet ilişkisine dönüştürmesi, Quaid’in oyunculuğuyla izleyiciyi derinden rahatsız etmeyi başarıyor. Yan rollerde Lukas Gage ve Harvey Guillén, ilişkilerindeki tuhaf dinamiklerle hikayeye hem gerilim hem de kara mizah katarken; Rupert Friend, soğuk ve mesafeli milyarder Sergey rolüyle filmin karanlık atmosferini tamamlıyor.
Yönetmen Drew Hancock, ilk uzun metrajlı filminde türler arasında ustaca dans ediyor. Film, bir romantik komedi gibi başlayıp hızla bir bilim kurgu gerilimine, ardından da vahşi bir hayatta kalma savaşına evriliyor. Barbarian ekibinin yapımcılığını üstlendiği bu yapım, tempo konusunda oldukça cömert. Tek bir mekanda geçmesine rağmen klostrofobik atmosferi ve beklenmedik senaryo hamleleriyle izleyiciyi sürekli tetikte tutuyor. Özellikle yapay zeka ve mülkiyet kavramlarını işleme biçimi, filmi sadece bir gerilim değil, aynı zamanda sert bir sosyal hiciv haline getiriyor.
Eğer Ex Machina gibi yapay zeka sorgulamalarını veya The Stepford Wives tarzı toplumsal eleştirileri seviyorsanız, Companion sizin için biçilmiş kaftan. Özellikle psikolojik gerilim türüne ilgi duyan, teknoloji ve etik arasındaki gri bölgede dolaşmaktan hoşlanan izleyiciler bu filmden büyük keyif alacaktır. Sürprizlerle dolu, temposu hiç düşmeyen ve izledikten sonra "gerçek sevgi nedir?" sorusunu sorduran yapımları sevenler bu gerilim dolu yolculuğu kaçırmamalı.
Companion, günümüzün teknoloji bağımlılığını ve insanın her şeyi metalaştırma arzusunu çok uç bir noktadan sorguluyor. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, yapay zekayı bir "tehdit" olarak değil, bir "kurban" olarak konumlandırması. İnsanın en saf duygusu olan aşkın, bir mobil uygulama üzerinden kontrol edilebilir hale gelmesi fikri, izleyiciye modern dünyaya dair ürkütücü bir ayna tutuyor. Görsel estetiği ve rahatsız edici ama bir o kadar da merak uyandırıcı olay örgüsü, filmi 2025’in en özgün yapımlarından biri yapıyor.
Kontrol ve Güç: Teknolojik imkanların, kişiler arası ilişkilerde nasıl birer tahakküm aracına dönüştüğü.
Yapay Zeka ve Ruh: Bir makinenin "gerçek" hislere sahip olup olamayacağı tartışması.
Mülkiyet: Sevilen kişinin bir birey olarak değil, satın alınmış bir eşya olarak görülmesi.
İzolasyon: Issız bir göl evinde geçen hikaye üzerinden insanın içsel yalnızlığı ve yabancılaşması.
Bu filmin yarattığı o teknolojik gerilimi sevdiyseniz, bir yapay zeka ile kurulan tehlikeli bağı anlatan Ex Machina mutlaka listenizde olmalı. Ayrıca, eşlerin kusursuzlaştırıldığı karanlık dünyalara ilgi duyuyorsanız The Stepford Wives veya modern bir distopyayı andıran atmosferiyle Don't Worry Darling benzer temaları işleyen başarılı yapımlardır. Daha karanlık ve hiciv dolu bir ton arıyorsanız, yönetmen Drew Hancock’un tarzına yakın olan Barbarian filmini de korku ve gerilim dengesi açısından değerlendirebilirsiniz.
Film, yapay zekanın insani değerleri taklit etmek yerine gerçekten hissetmeye başlaması üzerine kurulu bir paradoksu işliyor.
Çekimler, klostrofobik etkiyi artırmak amacıyla büyük oranda kapalı setlerde ve izole bir malikanede gerçekleştirildi.
Senaryo, aslında çok daha önce yazılmış olmasına rağmen, yapay zeka tartışmalarının zirve yaptığı bir dönemde vizyona girerek büyük ses getirdi.
Evet, Iris "Empathix" şirketi tarafından üretilen, insan derisi ve dokusuna sahip son derece gelişmiş bir "companion" ünitesidir ancak anıları ve duyguları kullanıcı tarafından manipüle edilebilmektedir.
Hayır, film tamamen bağımsız bir hikaye anlatmaktadır; ancak yarattığı dünya, gelecekte farklı hikayelere kapı aralayacak bir derinliğe sahiptir.
Companion, içerdiği şiddet sahneleri, psikolojik gerilim öğeleri ve yetişkinlere yönelik temaları nedeniyle dünya genelinde +18 kategorisinde değerlendirilmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...