

Stanley "Stan" Laurel

Oliver "Ollie" Hardy

Lucille Hardy

Ida Kitaeva Laurel

Bernard Delfont

Hal Roach

James W. Horne

Nobby Cook
James Finlayson

Harry Langdon
Film, Stan Laurel ve Oliver Hardy’nin altın çağını geride bıraktığı 1953 yılında başlar. Artık yaşlanmış ve eski popülaritesini yitirmiş olan ikili, yeni bir film projesine finansman bulabilmek umuduyla İngiltere ve İrlanda’yı kapsayan yorucu bir tiyatro turnesine çıkarlar.
Başlarda boş salonlara oynasalar da, sadık hayranlarının ilgisiyle turne büyük bir başarıya dönüşür. Ancak geçmişten gelen kırgınlıklar, Oliver’ın bozulan sağlığı ve "komik adam" maskesinin ardındaki gerçek insani yorgunluklar, bu iki dev ismin dostluğunu test etmeye başlar. Film, sadece bir başarı hikâyesi değil; bir devrin kapanışına dair çok dokunaklı bir saygı duruşudur.
Filmin en büyük başarısı, iki ana karakterin fiziksel ve ruhsal benzerliğini muazzam bir şekilde yakalayan başrol oyuncularıdır:
Steve Coogan (Stan Laurel): İkilinin yaratıcı beyni, disiplinli ve sürekli yazan Stan rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Coogan, Stan’in meşhur saç kaşıma ve ağlama jestlerini kusursuz yansıtıyor.
John C. Reilly (Oliver Hardy): Yoğun bir makyaj çalışmasıyla (protezler ve şişmanlatma kostümüyle) Oliver Hardy’ye dönüşen Reilly, karakterin o nazik, sevgi dolu ve hassas yapısını harika bir şekilde canlandırıyor.
Shirley Henderson ve Nina Arianda: İkilinin eşleri rolünde, aralarındaki tatlı rekabet ve eşlerine olan bağlılıklarıyla filme harika bir mizah katıyorlar.
Yönetmen Jon S. Baird, slapstick komedinin bu iki dev ismini karikatürize etmek yerine, onları tüm insani zayıflıklarıyla ele alıyor. Film, Hollywood’un acımasızlığını ve "yıldızların" sönmeye başladığında nasıl unutulduğunu gösterirken, sahne tozunun ve alkışın iyileştirici gücünü de hissettiriyor. Görüntü yönetimi ve 50'lerin atmosferi, izleyiciyi o dönemin nostaljik havasına anında sokuyor.
Sinema tarihine ilgi duyanlar, siyah-beyaz filmlerle büyüyenler ve "dostluk" temalı hüzünlü ama umutlu hikâyeleri sevenler bu filmi kaçırmamalı. Eğer The Artist gibi sessiz sinema dönemine selam gönderen veya karakter odaklı biyografileri seviyorsanız, bu film sizi çok etkileyecektir.
Film, bize gülümseten o insanların perde arkasında ne kadar büyük fedakarlıklar yaptığını ve gerçek dostluğun her türlü egonun üzerinde olduğunu anlatıyor. Özellikle Stan ve Oliver’ın gerçek hayatta birbirleri olmadan bir hiç olduklarını fark ettikleri anlar, sinema tarihinin en duygusal sahneleri arasında yer alabilir. Gülmekle ağlamak arasındaki o ince çizgide yürüyen bir başyapıt.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...