

-

-

-

-

-

-

Zülfikar
-
-

İsmet
Made In Europe, küresel siyasetin yön değiştirdiği o meşhur gecede; Madrid, Paris ve Berlin ekseninde gelişen çarpıcı bir göçmen anlatısıdır. Film, Amerikan ordusunun Afganistan operasyonuna başladığı saatlerde, Avrupa’nın kalbindeki farklı şehirlerde bir araya gelen Türk erkeklerinin dünyasına kapı aralar. Bu adamlar, yıllardır Avrupa’nın sokaklarında, iş yerlerinde ve izbe mekanlarında var olmaya çalışırken, aslında hiçbir yere tam olarak ait olamamanın sancısını çekmektedirler.
Hikâye, göçmenliğin sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda şizofrenik bir kimlik bölünmesi olduğunu vurgular. Karakterler, bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan içinde bulundukları toplumun kıyısında kalmanın getirdiği yabancılaşmayla boğuşurlar. Film, bu insanların sadece birer "istatistik" ya da "yabancı işçi" olmadığını, her birinin derin yaraları, korkuları ve hayalleri olan birer "insan" olduğunu sarsıcı bir dille hatırlatır.
Yönetmen İnan Temelkuran, bu projede büyük bir risk alarak oldukça geniş bir oyuncu kadrosuyla çalışmıştır. Kadroda yer alan isimler, canlandırdıkları karakterlerin yerel ve kültürel dokusunu o kadar sahici yansıtırlar ki, izleyici kendisini bir film setinde değil, Avrupa’nın arka sokaklarındaki gerçek bir sohbetin ortasında hisseder. Özellikle göçmenlerin kendi aralarındaki çatışmaları ve dayanışmalarını yansıtan performanslar, filmin belgeselvari dokusunu güçlendirir.
Her bir oyuncu, temsil ettiği şehrin ruhunu ve o şehirdeki Türk toplumunun alt kültürünü başarıyla yansıtır. Karakterlerin dillerindeki aksanlar, kullandıkları jest ve mimikler, Avrupa’da yaşamanın getirdiği o melez kimliği editoryal bir titizlikle gözler önüne serer.
İnan Temelkuran’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Made In Europe, Türk sinemasında göçmenlik temasına getirilen en özgün bakış açılarından biridir. Film, geleneksel bir olay örgüsü yerine durumlar ve diyaloglar üzerinden ilerleyerek, izleyiciyi bir karakterden diğerine, bir şehirden ötekine sürükler. Yönetmenlik dili, kamerasını karakterlerin çok yakınına yerleştirerek o sıkışmışlık ve klostrofobi hissini izleyiciye doğrudan geçirir. Minimalist bir yaklaşımla çekilen film, büyük bütçeli yapımların aksine gücünü samimiyetinden ve sarsıcı gerçekliğinden alır.
Avrupa sinemasına ilgi duyan, toplumsal gerçekçi hikâyelerden etkilenen ve "öteki" olmanın psikolojisini merak eden izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Özellikle kimlik sorgulamaları içeren dram filmleri sevenler için bu yapım bir hazine değerindedir. Ayrıca sosyolojik derinliği olan, diyalog odaklı bağımsız sinema örneklerini takip edenler için de Made In Europe, türün en nitelikli örnekleri arasında yer alır.
Bu film, göçmenliği romantize etmeden, tüm çıplaklığı ve sertliğiyle anlattığı için izlenmelidir. Made In Europe, Avrupa’nın ışıltılı meydanlarını değil, o meydanların hemen arkasındaki loş odalarda konuşulan gerçekleri gösterir. Afganistan’a müdahale gibi küresel bir olayı, sıradan insanların kişisel trajedileriyle bağdaştırması, filmi sadece bir göçmen hikâyesi olmaktan çıkarıp evrensel bir insanlık dramına dönüştürür.
Yabancılaşma: Hem ana vatana hem de yaşanılan ülkeye karşı duyulan aidiyetsizlik hissi.
Erkeklik ve Göç: Gurbette erkek kimliğinin nasıl şekillendiği ve hırpalandığı.
Şizofrenik Kimlik: Batı ve Doğu değerleri arasında sıkışıp kalmanın yarattığı ruhsal bölünme.
Küresel Siyasetin Gölgesi: Büyük dünya olaylarının küçük insanların hayatlarındaki yankıları.
Filmin yarattığı atmosfer ve sosyolojik bakış açısı ilginizi çektiyse, şu yapımları da listenize ekleyebilirsiniz:
Duvara Karşı (Gegen die Wand): Almanya’daki Türk toplumunun içsel çatışmalarını sert bir dille işleyen bir dram şaheseri.
Umut: Türk sinemasının toplumcu gerçekçi köklerine inen, çaresizliği iliklerinize kadar hissettiren bir klasik.
Güneşe Yolculuk: Kürt meselesi ve iç göç üzerinden kimlik ve dostluk temasını işleyen etkileyici bir yapım.
Film, çekildiği dönemde pek çok festivalden ödülle dönmüş, özellikle İnan Temelkuran’a Ankara Film Festivali’nde "En İyi Yönetmen" ödülünü kazandırmıştır. Çekimlerin yapıldığı üç farklı Avrupa şehri, göçmenlerin o bölgelerdeki yoğunluğuna ve yaşam standartlarına göre titizlikle seçilmiştir. Film, alışılagelmiş "gurbetçi" tiplemelerini yerle bir ederek sinemamıza yeni bir soluk getirmiştir.
Berlin, Paris ve Madrid; Avrupa’daki farklı göç dalgalarını ve farklı Türk toplumu modellerini temsil ettiği için seçilmiştir. Bu durum, göçmenliğin çok boyutlu doğasını göstermeyi amaçlar.
Afganistan’ın işgali haberi, karakterlerin içinde bulunduğu kişisel kaosun üzerine çöken küresel bir belirsizliği temsil eder ve hikâyenin geçtiği geceye gergin bir atmosfer katar.
Odak noktası Türk göçmenler olsa da, filmde işlenen yalnızlık, dışlanmışlık ve kimlik kaybı temaları dünyadaki tüm göçmenlerin ortak hikâyesine dokunur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...