Yönetmen Karen Cinorre, ilk uzun metrajlı filminde izleyiciyi gerçeklik ile fantezinin iç içe geçtiği, Alice Harikalar Diyarında’nın savaş alanı versiyonunu andıran bir atmosfere sürüklüyor. Hikaye, otelde çalışan ve hayatın ağırlığı altında ezilen Ana’nın, fırtınalı bir gecede gizemli bir şekilde bir fırının içinden geçerek alternatif bir dünyaya adım atmasıyla başlar. Bu yeni evrende Ana, kendilerini bir adada bulan ve bitmek bilmeyen bir savaşın ortasında hayatta kalan genç kadınlardan oluşan bir birliğe katılır.
Bu adada kadınlar, telsizlerden yardım çağrıları (mayday) yaparak gemileri ve uçakları tuzağa düşürmekte, erkek askerlerle amansız bir mücadeleye girmektedir. Ana, burada silah kullanmayı, hayatta kalmayı ve kendi gücünü keşfetmeyi öğrenir. Ancak bu intikam dolu ve sonsuz savaşın göründüğü kadar kurtarıcı olup olmadığını sorgulamaya başladığında, gerçek kimliği ile büründüğü savaşçı kimliği arasında büyük bir çatışma doğar. Mayday, kadın öfkesini ve dayanışmasını fantastik bir film önerisi olarak sunarken, travmalardan kurtuluşun yolunu sorguluyor.
Filmin başrolünde, Ana karakterine hayat veren Grace Van Patten yer alıyor. Van Patten, karakterinin kırılgan bir otel çalışanından sert bir nişancıya dönüşümünü büyük bir başarıyla yansıtıyor. Adadaki kadın grubunun lideri Marsha rolünde izlediğimiz Mia Goth ise, büyüleyici ve tekinsiz karizmasıyla filmin atmosferini domine ediyor. Goth, karakterinin intikam hırsını ve manipulator yanını ustalıkla sergileyerek izleyiciyi ikilemde bırakıyor.
Kadroda ayrıca Soko ve Havana Rose Liu gibi isimler yer alarak adadaki kadın dayanışmasının farklı renklerini temsil ediyorlar. Juliette Lewis ise Ana’nın gerçek dünyasındaki etkileyici bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Oyuncuların performansları, filmin gerçeküstü yapısını ayakları yere basan bir duygusallıkla birleştirerek bu yapımı klasik bir belgesel soğukluğundan uzaklaştırıp epik bir masala dönüştürüyor.
Karen Cinorre, görsel olarak son derece estetik ve stilize bir dünya yaratmış. Filmin sinematografisi, adanın vahşi doğasını hem bir cennet hem de bir cehennem gibi göstermeyi başarıyor. Mayday, anlatı yapısı itibariyle doğrusal olmayan ve sembolizme dayanan bir dili tercih ediyor. Savaş sahneleri bir aksiyon filminden ziyade koreografik bir dansı andırıyor. Yönetmen, ses tasarımını ve müziği gerilimi artırmak için değil, Ana’nın iç dünyasındaki karmaşayı hissettirmek için bir araç olarak kullanıyor.
Feminist alt metinli yapımlardan hoşlananlar, gerçeküstü sinema (surrealism) meraklıları ve görsel dünyası zengin bağımsız filmleri sevenler için bu yapım kaçırılmaması gereken bir eser. Eğer klasik kahramanlık hikayelerinden sıkıldıysanız ve daha çok rüya mantığıyla ilerleyen bir film önerisi arıyorsanız Mayday size hitap edecektir. Ancak net cevaplar ve hızlı bir aksiyon bekleyen izleyiciler için filmin soyut yapısı biraz zorlayıcı olabilir.
Bu film, kadın öfkesini ve bu öfkenin hem inşa edici hem de yıkıcı gücünü alışılmadık bir savaş atmosferinde işlediği için izlenmeli. "Kurtarılmayı beklemek yerine savaşmayı seçmek" temasını fantastik bir düzlemde ele alırken, şiddetin bir çözüm olup olmadığını da cesurca tartışıyor. Ayrıca Mia Goth ve Grace Van Patten’ın güçlü ekran enerjisi, filmi sinematik bir ziyafete dönüştürüyor.
Kadın Dayanışması ve Öfkesi: Toplumsal baskılara karşı kolektif bir direniş ve intikam arayışı.
Kendini Keşfetme: Ana’nın pasif bir karakterden kendi kararlarını veren bir bireye dönüşümü.
Gerçeklikten Kaçış: Travmatik bir dünyadan fantezi dünyasına sığınma ve buradaki bedeller.
Savaşın Anlamsızlığı: İntikamın bir noktadan sonra bir döngüye dönüşmesi ve özgürlüğü engellemesi.
Bu filmin fantastik ve feminist dokusunu sevdiyseniz, Sucker Punch veya kadınların doğadaki mücadelesini anlatan Promising Young Woman sizin için ilginç birer film önerisi olabilir. Ayrıca masalsı ama karanlık atmosferiyle Pan’s Labyrinth (Pan’ın Labirenti) de Mayday ile benzer bir ruhu paylaşıyor.
Film, çekimlerin büyük bir kısmının gerçekleştirildiği Hırvatistan'ın etkileyici kıyı manzaralarında kaydedilmiştir.
Yönetmen Karen Cinorre, senaryoyu yazarken klasik mitolojideki sirenlerin hikayesinden ve modern savaşın etkilerinden esinlenmiştir.
Sundance Film Festivali'nde prömiyerini yapan yapım, özgün kostüm tasarımı ve ses dünyasıyla dikkat çekmiştir.
Film bir savaşın ortasında geçse de geleneksel bir savaş filmi değildir; daha çok psikolojik ve fantastik bir dram türündedir.
Film bu durumu yoruma açık bırakır; Ana’nın yaşadıkları ya bir fantezi dünyası ya da travma anında zihninde yarattığı bir kaçış alanıdır.
Savaş temalı sahneler bulunsa da şiddet daha çok sembolik ve stilize bir şekilde sunulmaktadır, kanlı bir aksiyondan ziyade atmosferik bir gerilim hakimdir.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...