

Emin (as M. Emin Ceylan)

Muzaffer

Fatma

Saffet (as M. Emin Toprak)
Ali
-

-
-
-
-
Muzaffer, İstanbul’da yaşayan bir yönetmendir ve çocukluğunun geçtiği Çanakkale’nin Yenice kasabasına, orada çekmeyi planladığı film için geri döner. Amacı, kendi ailesini ve kasaba halkını oynatacağı doğal bir yapım ortaya koymaktır. Ancak Muzaffer’in bu sanatsal tutkusu, kasabanın kendi içine kapalı, gündelik dertlerle örülü gerçekliğiyle çatışmaya başlar. Kasaba halkı için Muzaffer’in sinema aşkı, onların hayatındaki somut sorunların yanında oldukça uzak ve anlamlandırması güç bir uğraştır.
Filmin odağında sadece bir film çekme süreci değil, aynı zamanda üç farklı kuşağın hayalleri ve beklentileri yer alır. Muzaffer’in babası Emin, devletin el koymaya çalıştığı tarlasındaki ağaçları kurtarma derdindedir. Küçük yeğeni Ali, bir müzikli saat sahibi olabilmek için cebinde kırılmadan taşıması gereken bir yumurtayla imtihan edilmektedir. Üniversite sınavına hazırlanan Saffet ise kasabadan kurtulup İstanbul’a gitmenin hayalini kurmaktadır. Mayıs Sıkıntısı, baharın gelişiyle artan o tarif edilemez iç sıkıntısını ve insanın en yakınlarıyla bile kurmakta zorlandığı o ince bağı ustalıkla işliyor.
Nuri Bilge Ceylan, bu filmde profesyonel oyuncular yerine kendi ailesini ve kasaba halkını kullanarak sinema tarihine geçecek bir doğallık yakalamıştır. Muzaffer rolünde Muzaffer Özdemir, bir yönetmenin hem heyecanını hem de bencilce saplantılarını büyük bir sadelikle sergiliyor. Emin Ceylan (yönetmenin babası), tarlası için verdiği sessiz mücadelede gösterdiği performansla, profesyonel oyunculara taş çıkartacak bir samimiyet sunuyor.
Fatma Ceylan ve Mehmet Emin Toprak gibi isimlerin yer aldığı kadro, aslında oyunculuk yapmıyor; o anın içinde yaşıyorlar. Mehmet Emin Toprak’ın canlandırdığı Saffet karakteri, taşra gençliğinin o hüzünlü ve öfkeli sıkışmışlığını editoryal bir derinlikle yansıtıyor. Bu "oyuncu olmayan oyuncular" tercihi, filmi bir kurgu olmaktan çıkarıp bir hayat parçasına dönüştürüyor.
Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasal kimliğinin en karakteristik örneklerinden biri olan bu yapım, minimalist anlatımın zirve noktalarından biridir. Yönetmen, kamerasını doğanın ve insanın üzerine sabitleyerek zamanın nasıl ağır aktığını izleyiciye bizzat hissettiriyor. Film, olaylardan ziyade anlara, seslere ve bakışlara odaklanıyor. Rüzgarın ağaçlardaki sesi, uzaklardan gelen bir traktör gürültüsü veya sessiz bir akşam yemeği, filmin anlatım dilini oluşturan temel taşlardır. Bu bağımsız sinema örneği, izleyiciyi sabırlı olmaya ve hayatın küçük detaylarındaki büyük anlamları keşfetmeye davet ediyor.
Bu yapım, hızlı tüketilen aksiyon dolu hikayelerden ziyade, bir tablonun karşısında oturup saatlerce düşünmeyi seven izleyiciler içindir. Eğer taşra hayatının o durağan ama derin ritmine ilgi duyuyorsanız ve sanat filmi estetiğinden hoşlanıyorsanız Mayıs Sıkıntısı listenizin başında olmalı. Sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir gözlem ve içsel yolculuk yöntemi olduğunu düşünen her sinemasever bu Türk filmi klasiğini mutlaka deneyimlemelidir.
Mayıs Sıkıntısı, bize modern insanın kibrini ve taşranın o bozulmamış ama kendi içinde sertleşmiş gerçekliğini hiçbir süsleme yapmadan gösterir. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, samimiyetidir. Bir yönetmenin kendi ailesini bir film objesine dönüştürme çabasındaki o etik sorgulamayı dürüstçe ortaya koyması, sinema üzerine düşünenler için eşsiz bir perspektif sunar. Bahar aylarında hissedilen o melankoliyi ve "bir yerlere ait olma" duygusunu bu kadar naif anlatan çok az eser vardır.
Taşra Hayatı ve Durağanlık: Kasaba yaşamının değişmeyen rutini ve bunun insan ruhundaki yansıması.
Sanat ve Gerçeklik Çatışması: Bir sanatçının idealleri ile hayatın somut gerçekleri arasındaki uçurum.
Kuşak Çatışması: Farklı yaşlardaki karakterlerin hayata bakış açıları ve ortak "sıkıntıları".
Doğa ve İnsan İlişkisi: İnsanın doğa içindeki yeri ve toprağa olan aidiyet duygusu.
Eğer bu filmin dingin ve gözlemci dilini sevdiyseniz, yönetmenin üçlemesinin diğer parçası olan Kasaba veya taşradan kente göçün sancılarını anlatan Uzak filmlerini kesinlikle izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir editoryal duyarlılığa sahip olan Semih Kaplanoğlu imzalı Bal veya Abbas Kiarostami sinemasının başyapıtlarından Ve Yaşam Devam Ediyor, benzer bir dram filmi tadı sunan nitelikli yapımlardır.
Film, Nuri Bilge Ceylan'ın kendi ailesini oyuncu olarak kullandığı ve çekimlerini kendi memleketi olan Yenice'de gerçekleştirdiği oldukça kişisel bir yapımdır.
Yapım, Berlin Film Festivali dahil olmak üzere pek çok prestijli festivalden ödülle dönmüş ve Ceylan’ın uluslararası alandaki başarısını pekiştirmiştir.
Filmde yer alan "yumurta taşıma" hikayesi, yönetmenin kendi çocukluk anılarından esinlenilerek senaryoya dahil edilmiştir.
Evet, bu film genel olarak yönetmenin "Kasaba" ve "Uzak" filmleriyle birlikte oluşturduğu taşra üçlemesinin ikinci ve en önemli halkalarından biri olarak kabul edilir.
Yönetmen, sahnelerin doğallığını bozmamak adına oyuncularına katı senaryo metinleri yerine durumlar vermiş ve onların kendi doğal tepkilerini kameraya kaydetmiştir.
Mayıs ayı, kışın bitişi ve canlanmanın başlangıcı olsa da taşrada bu değişim genellikle bir belirsizlik ve açıklanamayan bir ruhsal darlık, yani bir "sıkıntı" ile özdeşleşir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...