
Belgesel

Self

Self
Self
Self
Self
Self
Self
Self

Self
Self
Yeni Dalga akımının öncülerinden, sinemanın "büyükannesi" Agnès Varda ve kendisinden yaşça çok genç olan, gizemli tavrıyla tanınan sokak sanatçısı JR, sıra dışı bir sanat projesi için bir araya gelirler. JR’ın fotoğraf kabinine dönüştürülmüş karavanıyla Fransa’nın köylerini, maden kasabalarını ve limanlarını gezerler. Gittikleri her yerde sıradan insanlarla tanışıp onların hikâyelerini dinlerler ve bu insanların devasa portrelerini yaşadıkları binaların, depoların veya vagonların üzerine yapıştırırlar.
Bu yolculuk sadece bir sanat turu değil, aynı zamanda iki farklı neslin hayata ve sanata bakışını harmanlayan derin bir sohbettir. Varda’nın azalan görme yetisi ve geçmişe dair anıları ile JR’ın enerjik ve modern dokunuşları arasında eşsiz bir denge kurulur. Biyografi ve belgesel türlerini şiirsel bir dille birleştiren bu yapım, "küçük" insanların "büyük" hikâyelerini onurlandırırken, izleyiciyi de insanlığın ortak paydasına dair duygusal bir keşfe çıkarıyor.
Sanatın sadece galerilerde değil, bir liman işçisinin eşinin siluetinde veya terk edilmiş bir köy evinin duvarında nasıl hayat bulduğunu gösteren film, izleyiciyi hüzün ve neşenin iç içe geçtiği bir evrene davet ediyor. Yolun sonunda, Jean-Luc Godard gibi sinema tarihinin dev isimlerine yapılan atıflarla film, hem bir veda busesi hem de hayata karşı yazılmış bir aşk mektubuna dönüşüyor.
Filmin ana figürleri, bizzat kendilerini canlandıran Agnès Varda ve JR’dır. 88 yaşındaki Varda, bilgeliği, merakı ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisiyle filmin kalbini oluşturuyor. JR ise, hiç çıkarmadığı güneş gözlüklerinin arkasına sakladığı gizemi ve Varda’ya olan hayran dolu dostluğuyla hikâyenin dinamizmini sağlıyor. İkilinin arasındaki "nene-torun" samimiyeti ile entelektüel derinlik arasındaki geçişler, performansın doğallığını zirveye taşıyor.
Yol boyunca karşılaştıkları fabrika işçileri, çiftçiler, garsonlar ve liman sakinleri de filmin görünmez başrolleridir. Her biri, kendi devasa portreleri önünde dururken verdikleri doğal tepkilerle filmin dürüst ve dokunaklı yapısını güçlendiriyor. Bu bir kurgu film değil; gerçek insanların, gerçek duyguların ve zamana karşı direnen bir dostluğun hikâyesidir.
Visages villages, sinema sanatının en saf ve gösterişsiz hallerinden birini sunuyor. Yönetmen koltuğundaki iki ismin yarattığı sinerji, filmi didaktik bir belgesel olmaktan çıkarıp akışkan bir yol hikâyesine dönüştürüyor. Görsellik, JR’ın devasa siyah-beyaz fotoğrafları ve Fransa’nın pitoresk manzaralarıyla birleşerek izleyiciye meditatif bir deneyim yaşatıyor.
Filmin temposu, bir pazar sabahı yürüyüşü kadar huzurlu ve samimi. Varda’nın azalan görme yetisi üzerinden kurulan görme ve görülme metaforları, filmin felsefi derinliğini oluşturuyor. 2018 yılında Oscar adaylığı elde eden bu yapım, modern sinemanın içinde barındırdığı tüm teknolojik gürültüden uzak, sadece "insana" odaklanan nadir mücevherlerden biri olarak kabul ediliyor.
Sanatın iyileştirici gücüne inananlar ve bir platform filmi olarak sakin, düşündürücü ve ruhu dinlendiren içerikler arayanlar için bu film bir başyapıttır. Yeni Dalga sinemasına ilgi duyanlar, Agnès Varda’nın dünyasını yakından tanımak isteyenler ve sokak sanatının toplumsal etkisini merak edenler mutlaka izlemelidir. Ayrıca yaş farkına rağmen kurulan samimi dostluk hikâyelerini seven izleyici kitlesi için de oldukça ilham vericidir.
Bu film, sıradanlığın içindeki olağanüstülüğü fark etmenizi sağladığı için izlenmelidir. Büyük bütçeli prodüksiyonların aksine, sadece bir fotoğraf makinesi ve bir kağıt parçasıyla dünyayı nasıl güzelleştirebileceğinizi gösteriyor. Varda’nın yaşamının son demlerinde çektiği bu film, hayata veda ederken bile merak etmenin ve üretmenin ne kadar kıymetli olduğunu anlatan bir ders niteliğinde. İzledikten sonra çevrenizdeki her yüze ve her duvara daha farklı bir gözle bakmaya başlayacaksınız.
Hafıza ve Zaman: Geçmişin anılarıyla bugünün sanatı arasındaki köprü.
Görünürlük: Toplumun "görünmez" kıldığı insanların sanat yoluyla devleşmesi.
Nesiller Arası Dostluk: Yaş farkının engel değil, zenginlik olduğu bir bağ.
Sanatın Erişilebilirliği: Sanatın müzeden çıkıp sokağa, halkın ayağına gitmesi.
Agnès Varda’nın otobiyografik yolculuklarını sevdiyseniz Les plages d'Agnès (Agnès’in Plajları) belgeselini mutlaka izlemelisiniz. Sokak sanatının gizemli dünyasına ilgi duyuyorsanız Banksy’nin Exit Through the Gift Shop yapımı ilginizi çekebilir. Ayrıca yine naif bir yol hikâyesi ve insan portreleri için Wim Wenders’in The Salt of the Earth belgeseli benzer bir derinlik sunacaktır.
Agnès Varda ve JR, film çekimleri başlamadan önce birbirlerini neredeyse hiç tanımıyorlardı; dostlukları filmle birlikte eş zamanlı olarak gelişti.
Filmde yer alan devasa fotoğraflar, özel bir teknikle binaların üzerine yapıştırılmış ve hava koşullarına göre zamanla silinip gitmelerine izin verilmiştir (geçicilik vurgusu).
Film, 90. Akademi Ödülleri'nde En İyi Belgesel dalında aday gösterilerek Varda’yı Oscar’a aday gösterilen en yaşlı kişi yapmıştır.
JR, kimliğini gizli tutmayı tercih eden bir sanatçıdır ve güneş gözlükleri onun ikonik bir parçasıdır. Film boyunca Varda onu gözlüklerini çıkarmaya ikna etmeye çalışır; bu durum ikili arasındaki tatlı çekişmenin ana unsurlarından biridir.
Varda, eski dostu Jean-Luc Godard’ı ziyaret etmek ister ancak beklediği karşılığı bulamaz. Bu sahne, hem sinema tarihine bir saygı duruşu hem de dostlukların ve zamanın kırılganlığına dair filmin en duygusal anlarından biridir.
JR'ın kullandığı kağıt ve yapıştırma tekniği doğası gereği geçicidir. Fotoğrafların birçoğu çekimlerden kısa süre sonra yağmur ve rüzgarın etkisiyle aşınmış veya tamamen silinmiştir; bu da sanatın "anlık" ve "geçici" doğasını simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...