

Zeynep
Selçuk
Müfit
Mustafa

Funda

Nilgün

Adnan
Müşerref

Fatma
İbrahim
Film, İstanbul’un gri ve klostrofobik atmosferinde yaşayan iki ayrı karakterin kesişen sessiz acılarına odaklanıyor. Zeynep, bir otelde kat görevlisi olarak çalışan, içine kapanık ve evinde babasının ağır psikolojik ve fiziksel baskısı altında yaşayan genç bir kadındır. Zeynep’in dünyası, temizlediği otel odaları ve kaçmak istediği evi arasında sıkışıp kalmıştır.
Diğer tarafta Selçuk, karısının ani ölümünün ardından derin bir suçluluk duygusu ve kederle boğuşan bir ses teknisyenidir. Selçuk, eşinden kalan eşyalarla ve anılarla yüzleşemezken, kader bu iki yaralı ruhu beklenmedik bir şekilde bir araya getirir. Film, diyalogdan ziyade sesler, nesneler ve uzun planlarla; ensest, suçluluk, yalnızlık ve kurtuluş temalarını ilmek ilmek işler. Zeynep’in karanlıktan çıkış çabası, sinematografik bir "düşüş" ve yeniden doğuş öyküsüne dönüşür.
Filmin başrolünde Zeynep karakterine hayat veren Tülin Özen, kariyerinin en duru ve etkileyici performanslarından birini sergiliyor. Özen, neredeyse hiç konuşmadan sadece bakışları ve vücut diliyle, karakterin yaşadığı travmayı ve içsel direnişi izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Bu performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazanmıştır.
Selçuk rolündeki Budak Akalın, eşini kaybetmiş bir adamın boşluğunu ve donukluğunu başarıyla yansıtıyor. Kadroda ayrıca Musa Karagöz (Baba) ve Engin Doğan gibi isimler yer alıyor. Oyuncuların her biri, Semih Kaplanoğlu’nun minimalist dünyasına hizmet eden, abartısız ve doğal bir oyunculuk sergileyerek filmin gerçekçilik dozunu artırıyor.
Semih Kaplanoğlu, bu filmle Türk sinemasında kendine has bir estetik dil oluşturmuştur. Meleğin Düşüşü, ana akım sinemanın hızlı kurgusuna ve gürültüsüne bir başkaldırı niteliğindedir. Işığın kullanımı, özellikle iç mekanlardaki loş atmosfer ve nesnelerin detay çekimleri, karakterlerin ruh halini anlatan görsel birer metafor görevi görür. Film, trajik bir konuyu ajitasyona kaçmadan, mesafeli ama derin bir empatiyle ele alan üst düzey bir sanat filmi örneğidir.
Nuri Bilge Ceylan veya Robert Bresson tarzı minimalist sinemadan hoşlananlar için bu yapım bir başyapıt değerindedir. Eğer bir hikâyeyi diyaloglarla değil de görüntülerle ve seslerle okumayı seven bir bağımsız sinema tutkunuysanız, Meleğin Düşüşü sizi derinden etkileyecektir. İnsan ruhunun karanlık köşelerine bakmaktan çekinmeyen ve toplumsal tabular üzerine düşünen izleyiciler için oldukça sarsıcı bir dram deneyimi sunuyor.
Filmi izlemek için en büyük sebep, sinemanın "gösterme" sanatını ne kadar saf bir şekilde icra edebildiğine tanık olmaktır. Zeynep’in sessiz çığlığını hissetmek, İstanbul’un arka sokaklarındaki o ağır havayı solumak ve bir karakterin "kendi kaderini tayin etme" anına eşlik etmek oldukça güçlü bir deneyim. Ayrıca Tülin Özen’in Türk sinema tarihine geçen o efsanevi performansını görmek adına mutlaka izlenmeli.
Ensest ve Aile İçi Şiddet: Toplumun halı altına süpürdüğü en ağır yaraların birey üzerindeki yıkımı.
Yalnızlık ve Yabancılaşma: Modern şehir hayatında ve aile içinde bireyin tek başınalığı.
Arınma ve Özgürleşme: Acı dolu bir geçmişten kurtulmak için verilmesi gereken radikal kararlar.
Bu filmin şiirsel ve sert dokusunu sevdiyseniz, yine Semih Kaplanoğlu imzalı Yumurta, Süt ve Bal üçlemesini mutlaka listenize eklemelisiniz. Ayrıca benzer bir yalnızlık ve kadın hikâyesi anlatan Reha Erdem filmi Hayat Var veya Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filmi, bu minimalist kült film listesinde ilginizi çekebilir.
Film, Berlin Film Festivali’nin "Forum" bölümünde dünya prömiyerini yapmış ve uluslararası eleştirmenlerden büyük övgü almıştır.
Semih Kaplanoğlu, filmin ses tasarımına büyük önem vermiş; dış sesler ve mekanın doğal sesleri filmin anlatı yapısının ayrılmaz bir parçası haline getirilmiştir.
Film, sadece Türkiye’de değil, özellikle Avrupa’da birçok festivalde "En İyi Film" ve "En İyi Yönetmen" ödüllerine layık görülmüştür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...