
Henüz çocukluk ile gençlik arasındaki o ince çizgide duran Özkan, akranları oyun peşinde koşarken kendisini üç tekerlekli seyyar bir tablanın arkasında, hayata tutunmaya çalışırken bulur. Babası Mezeci İsmail Hakkı, geçimini zorlukla sağlayan ama onurundan ödün vermeyen bir esnaftır. Özkan, babasının yanında "ücretsiz çırak" olarak çalışırken, aslında hayatın en sert ve en gerçek derslerini bedelsiz bir şekilde almaktadır. Hikaye, Bursa’nın tarihi dokusunu yansıtan Pirinç Hanı’nın o dönemki karakteristik atmosferinde filizlenir.
Pirinç Hanı, artık adını taşıyan o eski şaşaalı tahıl ticaretinin yapıldığı günlerden çok uzaktadır; ancak hala içinde barındırdığı esnaflarla yaşayan bir organizma gibidir. Küçük Özkan, elinde mezelerle dükkan dükkan gezerken, 1970’li yılların Türkiye’sine dair toplumsal bir panoramayı hafızasına nakşeder. Esnafın arasındaki dayanışma, günlük çekişmeler, yoksulluğun getirdiği hüzün ve çocuk saflığıyla gözlemlenen yetişkin dünyası, filmin ana damarını oluşturur. Özkan’ın bu tanıklıkları, onun gelecekte nasıl bir adam olacağını ve bu hayat hikayesine nasıl bir final yazacağını belirleyecektir.
Filmin başrolünde yer alan genç oyuncu, Özkan karakterinin o meraklı ve bazen de hüzünlü bakışlarını izleyiciye geçirme konusunda oldukça başarılı. Babası İsmail Hakkı rolündeki performans ise, geleneksel Türk babası figürünün o sert ama sevgi dolu yapısını incelikle işliyor. Karakterin oğluna hayatı öğretme çabası, oyunculuklardaki doğallık sayesinde editoryal bir derinlik kazanıyor.
Yan rollerde izlediğimiz Pirinç Hanı esnafı, adeta 70’li yıllardan günümüze ışınlanmış gibi duran otantik karakterlerden oluşuyor. Oyuncu kadrosunun genel başarısı, bizi bir film izlemekten ziyade, o eski hanın tozlu rafları ve mezelerin iştah kabartan kokusu arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Performanslardaki abartısız üslup, filmin temsil ettiği dram türüne tam olarak hizmet ediyor.
Yönetmen İlkan Aydın, Mezeci Çırağı ile aslında bir döneme saygı duruşunda bulunuyor. Film, büyük aksiyonlar veya karmaşık kurgular peşinde koşmak yerine, "küçük insanın büyük hikayesini" anlatmayı seçiyor. 1970’lerin atmosferini yansıtmak için kullanılan dekorlar, kostümler ve özellikle müzikler, izleyiciyi anında o yılların naifliğine götürüyor. Filmin anlatım dili, bir çocuğun günlüğü kadar samimi ve bir ustanın gözlemi kadar keskin. Tempo, hayatın doğal akışı gibi yavaş ama etkileyici bir seyir izliyor.
Geçmişe özlem duyanlar, mahalle kültürünün ve esnaf dayanışmasının sıcaklığını yeniden hissetmek isteyenler için bu film bulunmaz bir fırsat. Özellikle çocukluk anılarını 70’li veya 80’li yıllarda bırakmış olan izleyiciler, Özkan’ın hikayesinde kendilerinden çok fazla şey bulacaktır. Aile değerlerini ve emeğin kutsallığını işleyen yapısı sayesinde, her yaştan ferdiyle izlenebilecek huzurlu bir aile filmi arayanlar listesine eklemelidir.
Film, bize modern dünyanın hızında unuttuğumuz o ince detayları hatırlatıyor: Bir çırağın sadakati, bir babanın onurlu mücadelesi ve eski bir hanın duvarlarına sinmiş olan insan hikayeleri... Mezeci Çırağı, sadece bir kurgu değil; aynı zamanda toplumsal hafızamızın bir parçası. Görselliğiyle bir dönem belgeseli tadı verirken, duygusal derinliğiyle de yüreklere dokunmayı başarıyor.
Emek ve Alın Teri: Küçük yaşta çalışma hayatına atılmanın getirdiği zorluklar ve erdemler.
Baba-Oğul İlişkisi: Kelimelerle ifade edilemeyen ama paylaşılan bir tablada hissedilen derin bağ.
Kültürel Değişim: Pirinç Hanı örneği üzerinden eski esnaflık kültürünün dönüşümü.
Gözlem ve Hafıza: Bir çocuğun dünyayı sessizce izleyerek kendi kişiliğini inşa etmesi.
Bu filmin sunduğu o naif ve nostaljik havayı sevdiyseniz, yine bir çocuğun gözünden mahalle hayatını anlatan Vizontele veya Çağan Irmak’ın unutulmaz eseri Babam ve Oğlum ilginizi çekebilir. Ayrıca, küçük bir çocuğun hayata tutunma çabasını ve esnaf kültürünü işleyen dram türündeki yerli yapımlar, benzer bir sinematografik keyif verecektir. Nostalji dolu bir aile filmi arayışındaysanız, Uzun Hikaye de listenizde olması gereken bir diğer başyapıttır.
Film, çekimlerinin yapıldığı Bursa’nın tarihi mekanlarıyla büyük bir gerçekçilik yakalıyor. 1970’li yılların ruhunu yansıtmak adına o döneme ait pek çok eşya ve detay titizlikle bir araya getirilmiş. Mezeci İsmail Hakkı’nın seyyar tablası ve mezeleri, aslında filmin sessiz kahramanları olarak hikayenin tam merkezinde yer alıyor.
Mezeci Çırağı, yönetmenin veya senaristin kendi anılarından ve 1970’li yılların Türkiye’sindeki genel esnaf yaşantılarından beslenen, gerçekçilik payı oldukça yüksek bir hikayedir.
Filmin büyük bir bölümü, hikayenin de kalbi olan Bursa’daki tarihi Pirinç Hanı ve çevresindeki eski mahallelerde gerçekleştirilmiştir.
Evet, film çocuklara hayatın zorluklarını, emeği ve aile bağlarını anlatan, şiddet içermeyen öğretici bir dram olması sebebiyle ailecek izlenebilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...