

Hirayama
Takashi
Niko
Aya
Keiko
Mama
Tomoyama

Homeless
Old Lady with Brush
Businessman
Mükemmel Günler (Perfect Days), usta Alman yönetmen Wim Wenders’in, Tokyo’da umumi tuvalet temizleyicisi olarak çalışan yalnız bir adamın rutinindeki şiirsel güzelliği anlatan, minimalist ve ruhu arındıran Oscar adayı filmi.
Hirayama, Tokyo'nun Shibuya bölgesindeki modern umumi tuvaletleri temizleyerek hayatını kazanan orta yaşlı, sessiz bir adamdır. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta "alt sınıf" görülebilecek bu işi, büyük bir titizlik ve adanmışlıkla, adeta bir ibadet gibi yerine getirir.
Hirayama'nın hayatı, şaşmaz bir rutine bağlıdır: Şafak vakti uyanır, bitkilerini sular, iş tulumunu giyer, kapısının önündeki otomat kahvesini alır ve minibüsüne biner. Yolculukları sırasında, geniş kaset koleksiyonundan 60'lar ve 70'lerin klasik rock şarkılarını (Lou Reed, The Animals, Nina Simone) dinler. İş çıkışında ise halk hamamına gider, aynı restoranda karnını doyurur ve uyumadan önce mutlaka kitap okur. Bu basit döngü, yeğeni Niko'nun sürpriz ziyareti ve geçmişin gölgelerinin belirmesiyle hafifçe dalgalanır; ancak Hirayama için mutluluk, ağaçların arasından süzülen güneş ışığında (Komorebi) ve "şimdi"nin içinde saklıdır.
Filmin başarısı, neredeyse hiç konuşmadan yüzündeki mikro mimiklerle bir roman anlatan başrol oyuncusuna aittir.
Kōji Yakusho (Hirayama): Cannes Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazanan Yakusho, Hirayama karakterine öylesine bir derinlik katıyor ki, onun sadece gökyüzüne bakışından bile iç dünyasındaki huzuru ve hüznü hissedebiliyorsunuz.
Tokio Emoto (Takashi): Hirayama'nın genç, gürültücü ve sürekli paraya ihtiyacı olan iş arkadaşı. Hirayama'nın dinginliği ile modern dünyanın kaosu arasındaki tezatı oluşturuyor.
Arisa Nakano (Niko): Hirayama'nın evden kaçıp gelen yeğeni. Dayısının dünyasına girerek onun sessizliğini anlamaya çalışan köprü karakter.
Wim Wenders (Paris, Texas, Berlin Üzerinde Gökyüzü), Mükemmel Günler ile kariyerinin en iyi işlerinden birine imza atıyor. Aslında bu proje, Tokyo'daki ünlü mimarların tasarladığı umumi tuvaletleri tanıtmak amacıyla bir belgesel serisi olarak planlanmıştı. Ancak Wenders, bu mimari harikaları bir kurgu filmin arka planı yaparak ortaya bir başyapıt çıkardı.
Film, dijital çağın hızına ve tüketim çılgınlığına karşı bir "analog manifesto" niteliğinde. Hirayama'nın kasetleri, filmli fotoğraf makinesi ve sahaflardan aldığı kağıt kitaplar, nostaljik bir fetişizm değil; bilinçli bir yaşam tercihi olarak sunuluyor. Filmde büyük olaylar, kavgalar veya patlamalar yok; sadece hayatın akışı, ışık ve gölge oyunları var. Wenders, izleyiciye "sıkıcı" görünen bir hayatın, doğru bakıldığında ne kadar "mükemmel" olabileceğini kanıtlıyor.
Jim Jarmusch’un Paterson filmini sevenler, bu filmde ruh ikizini bulacaktır. Yavaş sinemadan (slow cinema) hoşlananlar, Japon kültüründeki sadeliğe (Zen) ilgi duyanlar ve modern hayatın gürültüsünden yorulup 2 saatlik bir meditasyon arayanlar için eşsiz bir deneyim.
Çünkü Kōji Yakusho'nun performansı, sinema tarihinin en zarif oyunculuklarından biri. 2024 Akademi Ödülleri'nde Japonya'yı temsil ederek "En İyi Uluslararası Film" dalında aday olan yapım, Lou Reed'in "Perfect Day" şarkısı eşliğinde Tokyo sokaklarında gezerken, size sahip olduklarınızın kıymetini hatırlatacak. Final sahnesindeki o uzun yakın plan çekim, sinema derslerinde okutulacak kadar etkileyici.
Komorebi: Japonca'da "ağaçların yaprakları arasından süzülen güneş ışığı" anlamına gelen bu kelime, filmin ruhunu oluşturur. Anlık, tekrar etmeyen ve eşsiz güzellik.
Rutinin Gücü: Tekrar eden eylemlerin sıkıcılık değil, güven ve huzur vermesi.
Onurlu Emek: Yapılan iş ne olursa olsun (tuvalet temizliği bile olsa), ona saygı duymak ve en iyi şekilde yapmak.
Yalnızlık vs. Tekbaşınalık: Hirayama'nın yalnızlığı (loneliness) değil, tek başına olmayı (solitude) seçmesi ve bundan keyif alması.
Analog Yaşam: Dijital ekranların olmadığı, dokunulabilir bir hayatın sadeliği.
Paterson: Otobüs şoförü olan ve şiir yazan bir adamın rutin dolu hayatını anlatan film.
Jeanne Dielman: Bir ev kadınının rutinlerini detaylıca işleyen, sinema tarihinin en önemli (ama daha karanlık) filmlerinden biri.
Lost in Translation (Bir Konuşabilse): Tokyo'da geçen, yalnızlık ve bağ kurma üzerine bir başka modern klasik.
Still Walking: Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda’nın aile ve yas üzerine kurulu dingin filmi.
Filmin çekimleri sadece 17 gün sürmüştür.
Filmdeki tuvaletler, "The Tokyo Toilet" projesi kapsamında Tadao Ando ve Kengo Kuma gibi dünyaca ünlü mimarlar tarafından tasarlanmıştır ve hepsi gerçektir, halka açıktır.
Wim Wenders, başrol oyuncusu Kōji Yakusho için "O benim Hirayama'm, o olmasa bu film olmazdı" demiştir.
Filmdeki müzikler (soundtrack), yönetmenin kişisel kaset koleksiyonundan seçilmiştir.
Film bunu açıkça söylemez ama güçlü ipuçları verir. Kız kardeşiyle olan konuşması, lüks bir arabanın gelmesi ve genel tavırları, Hirayama'nın varlıklı ve statü sahibi bir aileden geldiğini, ancak geçmişte yaşadığı bir travma veya aydınlanma sonucu bu hayatı reddedip sadeliği seçtiğini hissettirir.
Evet, film kasıtlı olarak yavaştır. Olay örgüsüne değil, atmosfere ve karaktere odaklanır. Aksiyon arayanlar için sıkıcı olabilir ancak ruhsal bir deneyim arayanlar için akıcıdır.
Evet, film müziğiyle çok öne çıkmıştır. The Animals - House of the Rising Sun, Lou Reed - Perfect Day, Nina Simone - Feeling Good ve The Velvet Underground - Pale Blue Eyes en dikkat çeken parçalardır.
Evet, oyuncu rolüne hazırlanırken profesyonel temizlik ekiplerinden ders almış ve çekimlerdeki temizlik sahnelerini (aynaları silme, fırçalama teknikleri) bizzat, tüm prosedürlere uygun şekilde uygulamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...