

Lale

Nur

Ece

Selma

Sonay

Erol

Dilek

Yasin

Osman
Aunt Hanife
Mustang, İnebolu’da yaşayan ve annesiz babasız büyüyen beş kız kardeşin, okul çıkışında deniz kenarında masumca şakalaşmalarının bir "ahlak krizine" dönüşmesiyle başlıyor. Çevredekilerin dedikodusuyla alevlenen bu küçük olay, kardeşlerin yaşadığı evi yavaş yavaş pencereleri parmaklıklı bir "eş üretim çiftliğine" dönüştürür. Kızlar, eğitimlerinden koparılıp yemek yapma ve ev işi derslerine zorlanırken, her biri için sırayla görücü usulü evlilik planları yapılmaya başlanır.
Ancak bu beş kız, onlara dayatılan bu kaderi sessizce kabullenmek yerine, kendi yöntemleriyle direnmeye kararlıdır. En küçük kardeş Lale’nin gözünden anlatılan hikâye, ergenliğin coşkusunu, ilk aşkları ve kardeşlik bağının sarsılmaz gücünü işliyor. Film, bir yandan sistemin kadın bedeni ve özgürlüğü üzerindeki ağır baskısını eleştirirken, diğer yandan her şeye rağmen sönmeyen bir umudun ve isyanın izini süren çarpıcı bir dram filmi sunuyor.
Filmin başarısının en büyük sırrı, birbirine sımsıkı bağlı beş kardeşi canlandıran genç oyuncuların muazzam doğal performanslarında yatıyor. Güneş Şensoy (Lale), meraklı ve asi duruşuyla hikâyenin motor gücü olurken; Doğa Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu ve İlayda Akdoğan, her bir karakterin özgün karakterini ve acısını izleyiciye derinlemesine hissettiriyor.
Büyükanneleri rolündeki Nihal Koldaş, sevgisi ile geleneksel baskılar arasında sıkışan bir figürü ustalıkla canlandırıyor. Ayberk Pekcan ise ailenin otoriter amcası Erol rolünde, baskıcı ataerkil zihniyetin somut bir yansıması olarak filmin gerilim dozunu artırıyor. Bu yerli film kadrosundaki profesyonel ve amatör oyuncu harmanı, sahnelerin gerçekçilik duygusunu maksimize ediyor.
Deniz Gamze Ergüven, ilk uzun metrajlı filmiyle sinema dünyasında büyük bir yankı uyandırarak Oscar’da Fransa adına "En İyi Yabancı Dilde Film" adaylığı kazandı. Yönetmen, Türkiye’nin taşrasındaki kadınlık deneyimini "Bakire İntiharları" (The Virgin Suicides) tadında bir estetikle harmanlıyor. Sinematografide güneş ışığının ve denizin kullanımı, karakterlerin içindeki yaşam enerjisini simgelerken, senaryo yerel bir konuyu evrensel bir dille anlatmayı başarıyor.
Toplumsal cinsiyet rolleri, özgürlük arayışı ve büyüme hikâyelerini (coming-of-age) seven izleyiciler için Mustang kaçırılmaması gereken bir yapım. Sinemada hem görsel bir estetik hem de güçlü bir sosyal eleştiri arayanlar bu filmde aradıklarını bulacaklar. Ayrıca Türk sinemasının uluslararası alandaki en başarılı modern örneklerinden birini keşfetmek isteyen her sinemasever bu dram filmi seçeneğine şans vermelidir.
Mustang, kadınların hayatına vurulan zincirleri sadece bir keder hikâyesi olarak değil, aynı zamanda bir kahramanlık hikâyesi olarak anlattığı için izlenmeli. Kızların arasındaki o saf ve enerjik bağ, en karanlık anlarda bile izleyiciye güç veriyor. Filmin temposu, bir hapishaneye dönüşen evden kaçış planlarıyla yer yer bir macera filmi heyecanı taşırken, final sahnesiyle izleyicinin zihninde unutulmaz bir yer ediniyor.
Özgürlük ve İsyan: Dayatılan kadere karşı gelmenin bedeli ve güzelliği.
Kardeşlik Bağı: Paylaşılan ortak acının insanları nasıl birer "tek vücut" haline getirdiği.
Ataerkil Baskı: Toplumun kadın bedeni ve arzuları üzerindeki denetleme mekanizmaları.
Büyüme Sancıları: Çocukluktan kadınlığa geçişin baskıcı bir ortamda yarattığı travmalar.
Eğer Mustang’in o isyankar ve şiirsel havasını sevdiyseniz, yine baskıcı bir çevrede büyüyen kardeşleri konu alan Sofia Coppola klasiği Bakire İntiharları (The Virgin Suicides) ilk tercihiniz olmalı. Türkiye sinemasından benzer kadın hikâyeleri arayanlar için ise Yeşim Ustaoğlu imzalı Tereddüt veya bir düğün gecesi üzerinden toplumsal baskıları anlatan Görülmüştür gibi yapımlar bu yerli film ile ortak duygusal zeminler taşımaktadır.
Film, Fransa tarafından Oscar adayı gösterilse de dili Türkçe olduğu ve kadrosu Türk oyunculardan oluştuğu için büyük bir tartışma yaratmış, ancak bu durum başarısını engellememiştir. Çekimler sırasında oyuncular arasındaki gerçek bağın oluşması için yönetmen, kızların uzun süre bir arada vakit geçirmesini sağlamıştır. Filmin müzikleri, ünlü besteci Warren Ellis tarafından bestelenmiş ve hikâyenin atmosferine hüzünlü bir derinlik katmıştır.
Filmin adı, Kuzey Amerika’ya özgü vahşi ve özgür atlar olan Mustang’lerden gelmektedir. Yönetmen, kızların vahşi ruhlarını, hırçın enerjilerini ve dizginlenemez özgürlük tutkularını bu isimle simgelemiştir.
Deniz Gamze Ergüven, senaryoyu kendi ailesinde ve çevresinde tanık olduğu olaylardan, Türkiye’deki kadınlık hallerine dair gerçek gözlemlerinden esinlenerek kurgulamıştır.
Mustang, Karadeniz’in doğal güzelliklerini ve kapalı toplum yapısını bir arada sunan Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...