

Bill Lee

Joan Frost

Tom Frost

Yves Cloquet

Dr. Benway

Fadela

Hank

Martin

Hans

Kiki
William Lee, 1950'lerin New York'unda kendi halinde bir haşere ilaçlama memuru ve hırslı bir yazardır. Ancak hayatı, kullandığı böcek ilacının aslında güçlü bir uyuşturucu olduğunu keşfetmesiyle kontrolden çıkar. Karısı Joan ile bu zehirli maddeyi bir bağımlılığa dönüştüren Lee, kısa süre içinde gerçeklik algısını tamamen yitirir. Bir kaza sonucu karısını öldürdüğünde, dev bir böcek kılığındaki hayali bir ajan ona "Interzone" (Ara Bölge) adlı tekinsiz bir yere gitmesini emreder.
Kuzey Afrika'da gizemli bir liman kenti olan Interzone'da Lee, bir casusluk ağının içine düştüğünü sanır. Ancak burada daktilolar konuşan böceklere dönüşmekte, insanlar mutasyona uğramakta ve her köşe başında hayal gücünün sınırlarını zorlayan yaratıklar belirmektedir. Lee, yazdığı raporlar aracılığıyla aslında kendi bilinçaltının karanlık dehlizlerinde gezinirken, yaratıcılık, suçluluk duygusu ve bağımlılığın getirdiği parçalanmış bir zihinle yüzleşir.
Peter Weller, Bill Lee rolünde sergilediği duygusuz ve mesafeli performansla, karakterin yaşadığı gerçeküstü olaylara rağmen koruduğu "soğukkanlı yazar" imajını mükemmel yansıtıyor. Judy Davis hem karısı Joan hem de Interzone'daki benzeri Joan Frost rollerinde filme tekinsiz bir editoryal derinlik katıyor. Ian Holm ve Roy Scheider gibi tecrübeli isimler ise hikayenin grotesk yapısını güçlendiren yan karakterlerle kadroyu zenginleştiriyor.
David Cronenberg, bu yapımla sadece bir romanı uyarlamakla kalmıyor, yazar Burroughs’un hayatı ile eserlerini iç içe geçiren biyografik bir sanrı yaratıyor. "Body horror" türünü fiziksel mutasyondan ziyade zihinsel bir çürümeye odaklayan film, izleyiciyi doğrusal olmayan bir anlatının içine hapsediyor. Howard Shore’un caz tınılı, huzursuz edici müzikleri eşliğinde film, edebiyat ve sinemanın en tuhaf ama en dâhice buluşmalarından biri olarak kabul ediliyor.
Sürrealizmden hoşlanan, doğrusal bir mantık aramayan ve bilim kurgu unsurlarının halüsinatif bir dille anlatılmasından keyif alan izleyiciler için bu film bir hazinedir. David Cronenberg’in biyolojik ve mekanik olanı birleştiren tarzını sevenler ile "Beat Kuşağı" edebiyatına ilgi duyan sinemaseverler, bu benzersiz yabancı film deneyimini mutlaka yaşamalıdır.
Naked Lunch, sinema tarihinde benzeri olmayan yaratık tasarımlarına (Mugwump’lar ve böcek daktilolar gibi) ev sahipliği yapar. Tamamen pratik efektlerle yaratılan bu dünya, dijital efektlerin soğukluğundan uzak, deri ve et hissiyatı veren sarsıcı bir görselliğe sahiptir. Yaratıcılık sürecinin ne kadar sancılı, hatta yıkıcı olabileceğini anlatan bu eser, izleyicinin zihninde kalıcı ve rahatsız edici bir iz bırakır.
Bağımlılık ve Algı: Uyuşturucunun gerçeği nasıl eğip büktüğü ve yeni bir gerçeklik yarattığı.
Yaratım Süreci: Yazmanın bir tür casusluk ve içsel bir itiraf eylemi olarak ele alınması.
Suçluluk Psikolojisi: Karısının ölümünden sonra Lee'nin kaçtığı vicdan azabı ve bunun canavarlara dönüşmesi.
Böcekleşme: İnsan doğasının hayvansı ve ilkel dürtülerle yer değiştirmesi.
Eğer bu filmin yarattığı sürreal ve dumanlı havayı sevdiyseniz, yine Cronenberg imzalı olan ve teknolojiyi bedensel bir sanrıya dönüştüren Videodrome (1983) filmini izlemelisiniz. Ayrıca gerçeklik ile hayal arasındaki çizginin kaybolduğu Terry Gilliam yapımı Brazil (1985) veya David Lynch’in kült eseri Eraserhead (1977) bu gerilim filmleri kategorisinde benzer bir tat sunacaktır.
Film, William S. Burroughs'un gerçek hayatta karısını kaza sonucu öldürmesi olayını, hikayenin merkezindeki trajik bir dönüm noktası olarak kullanır.
Filmdeki konuşan daktilo "Clark Nova", daktilo sesleri ile böcek seslerinin sentezlenmesiyle oluşturulan özel bir ses tasarımına sahiptir.
David Cronenberg, romanın kelimesi kelimesine bir uyarlamasını yapmanın imkansız (ve belki de yasak) olduğunu belirterek bu serbest uyarlamayı kaleme almıştır.
Bu yaratıklar, bağımlılığın getirdiği duygusal boşluğu, çürümeyi ve yazarın kaçmak istediği ancak sürekli yüzleşmek zorunda kaldığı içsel canavarları temsil eder.
Hikaye içinde Interzone, Tanca (Fas) şehrinin hayali ve halüsinatif bir versiyonudur; Lee'nin kendi zihnindeki sürgün yerini simgeler.
Klasik anlamda bir korku filmi olmasa da, bedensel deformasyonlar ve psikolojik sanrılar içerdiği için "body horror" ve "sürrealist dram" türlerinin arasında tekinsiz bir noktada durur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...