

Thomas Webb

W.F. Gerald

Johanna

Ethan Webb

Judith Webb

Mimi Pastori

George

David

Barbara

Anna
New York'ta Yaşayan Tek Oğlan, üniversiteden yeni mezun olan ve hayattaki yolunu bulmaya çalışan Thomas Webb’in hikâyesini merkezine alıyor. Thomas, başarılı bir yayıncı olan babası Ethan ve hassas bir yapıya sahip annesi Judith’in gölgesinde, New York'un entelektüel çevrelerinde büyümüştür. Ancak babasının genç ve çekici bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenmesiyle, Thomas’ın güvenli ve düzenli dünyası yerle bir olur.
Babasına olan öfkesiyle bu ilişkiyi bitirmeye kararlı olan Thomas, babasının sevgilisi Johanna ile yakınlaşmaya başlar. Bu tehlikeli yakınlaşma, sadece bir yasak aşk hikâyesi değil, Thomas'ın kendi cinselliğini, ailesinin karanlık geçmişini ve New York'un o çok sevdiği büyüleyici ama yozlaşmış dokusunu keşfetme yolculuğuna dönüşür. Yan dairesine yeni taşınan gizemli ve alkolik yazar komşusu W.F. Gerald ise, ona bu karmaşık labirentte bir nevi akıl hocalığı yaparak hayatın en sert derslerini fısıldayacaktır.
Filmin başrolünde, Thomas karakterine hayat veren Callum Turner yer alıyor. Turner, gençliğin verdiği o melankolik ve kararsız ruh halini izleyiciye oldukça duru bir şekilde aktarıyor. Thomas’ın babası Ethan rolünde Pierce Brosnan, otoriter ve kusurlu bir baba figürünü karizmasıyla dengelerken; Cynthia Nixon, kırılgan anne Judith rolünde kalpleri burkan bir performans sergiliyor.
Hikâyenin gizemli kadını Johanna rolündeki Kate Beckinsale, cazibesiyle filmin çekim merkezini oluşturuyor. Ancak filmin asıl parlayan ismi, Thomas'ın komşusu W.F. Gerald karakteriyle Jeff Bridges oluyor. Bridges, hayat yorgunu bilge adam tiplemesiyle her göründüğü sahnede ekranı domine ederek filme derinlik katıyor.
Yönetmen Marc Webb, bu filmle bizi modern bir New York masalına davet ediyor. Film, 500 Days of Summer'daki gibi duygusal bir estetiğe sahip olsa da, bu kez daha sofistike ve edebi bir ton tutturuyor. New York’un puslu sokakları, şık akşam yemekleri ve entelektüel sancılar, harika bir sinematografiyle birleşmiş. Senaryo, tesadüflerin ve gizli bağların üzerine kurulu olsa da, karakterlerin iç dünyasındaki değişimler oldukça samimi bir dille işlenmiş.
Hayatın anlamını arayan genç yetişkinler, aile içindeki gizli dinamikleri merak edenler ve New York’un o entelektüel atmosferinde kaybolmayı seven izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer yabancı dram kategorisinde hem edebi bir tat hem de duygusal bir derinlik arıyorsanız, bu film tam size göre.
Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, klasik bir "büyüme hikâyesini" New York’un aristokratik ve sanatsal dokusuyla harmanlamasıdır. Sadece bir aşk üçgeni değil, aynı zamanda babalar ve oğullar arasındaki o bitmeyen hesaplaşmayı ve gerçeğin ne kadar katmanlı olduğunu anlatıyor. Jeff Bridges’ın o muazzam ses tonuyla anlattığı hayat dersleri bile tek başına izlemek için yeterli bir sebep.
Büyüme Sancıları: Gençlikten yetişkinliğe geçişte yaşanan kimlik arayışı.
Sadakatsizlik ve İhanet: Aile bağlarının dürüstlük ve sırlar arasındaki ince dengesi.
New York Ruhu: Şehrin bir karakter gibi hikâyeye eşlik etmesi ve değişen dokusu.
Edebiyat ve Hayat: Gerçek yaşamın kurgulanmış bir hikâye gibi ilerleyişi.
Bu filmin melankolik ve edebi havasını sevdiyseniz, yine bir New York hikâyesi olan ve benzer bir tonda ilerleyen The Graduate (Mezun) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca yönetmenin diğer işi olan 500 Days of Summer veya bir yazarın gözünden hayatı anlatan The Squid and the Whale (Mürekkep Balığı ve Balina) de listenizde yer alabilir.
Filmin adı, Simon & Garfunkel'ın aynı isimli meşhur şarkısından gelmektedir. Senaryosu aslında yıllar önce yazılmış olmasına rağmen, doğru kadronun bir araya gelmesi için uzun bir süre beklenmiştir. New York'un o meşhur entelektüel kesimini yansıtmak adına pek çok çekim gerçek kitapçılarda ve şehrin ikonik binalarında yapılmıştır. Film, gösterime girdiği dönemde klasik Amerikan bağımsız sineması geleneğini modern bir dille sürdürdüğü için övülmüştür.
Hayır, film Allan Loeb tarafından kaleme alınan kurgusal bir senaryodur; ancak insan ilişkileri ve büyüme temaları açısından oldukça gerçekçi ve hayatın içinden gözlemler barındırır.
Evet, hikâye boyunca taşlar yavaş yavaş yerine otururken, finalde Thomas’ın ailesi ve gizemli komşusuyla ilgili sarsıcı bir gerçek gün yüzüne çıkmaktadır.
Film, olgun temalar ve karmaşık ilişki ağları içerdiği için daha çok yetişkin ve genç yetişkin kitlesine hitap eden bir dramadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...