
Animasyon, Dram
Ninety-Five Senses, idam mahkumu yaşlı bir adamın beş duyusu üzerinden hayatın güzelliğini ve pişmanlıklarını anımsadığı, farklı animasyon stilleriyle bezeli Oscar adayı sarsıcı bir kısa film.
Coy adında yaşlı bir adam, zamanının dolmasını beklerken hayatı deneyimlemenin ne anlama geldiği üzerine derin bir monoloğa başlar. Görme, koklama, duyma, tatma ve dokunma... Coy, bu beş duyusunu tek tek ele alarak, her birinin hafızasında bıraktığı izleri anlatır. Büyükannesinin evinin kokusundan, gençlik hatalarının acı tadına kadar her duyu, onu geçmişin farklı bir anına götürür.
Başlangıçta yaşlı bir adamın nostaljik sayıklamaları gibi görünen bu anlatı, Coy'un bulunduğu yer ve durumu netleştikçe yürek burkan bir itirafa dönüşür. Coy, bir idam mahkumudur ve infazına sayılı zaman kalmıştır. Hayatın kendisine sunduğu fiziksel deneyimlerin değerini, onları kaybetmek üzereyken çok daha net kavrayan Coy'un hikâyesi, pişmanlık ve kabullenmeyle örülü, felsefi ve görsel bir vedaya dönüşür.
Bu bir animasyon filmi olduğu için karakteri canlandıran tek bir ses vardır ve filmin ruhu tamamen bu performansa dayanır.
Tim Blake Nelson (Coy - Seslendirme): Coen Kardeşler filmlerinden (O Brother, Where Art Thou?) tanıdığımız usta oyuncu Tim Blake Nelson, Coy karakterine sesiyle hayat veriyor. Nelson'ın o kendine has, hafif çatallı ve yaşanmışlık dolu ses tonu, karakterin hüznünü ve bilgeliğini izleyiciye geçiren en güçlü unsur. Sadece bir seslendirme değil, kelimelerin ardındaki titremelerle yapılan bir oyunculuk dersi.
Napoleon Dynamite gibi kült komedi filmlerinin yaratıcıları Jerusha ve Jared Hess, Ninety-Five Senses ile şaşırtıcı derecede ciddi ve dokunaklı bir işe imza atıyor. Filmin en çarpıcı özelliği, her bir duyunun (görme, duyma vb.) farklı bir animasyon ekibi ve farklı bir görsel stille anlatılması. Suluboyadan karakaleme, soyut çizgilerden daha gerçekçi tasvirlere geçiş yapan bu görsel çeşitlilik, hafızanın dağınık ve parçalı yapısını mükemmel simgeliyor.
Sadece 13 dakika sürmesine rağmen, izleyicide uzun metrajlı bir dram filmi etkisi bırakan yapım, metninin gücüyle öne çıkıyor. Coy'un "vücudun aslında ruhun bir hapishanesi değil, dünyayı deneyimleme aracı olduğu" yönündeki çıkarımları, finaldeki o kaçınılmaz sonla birleşince izleyiciyi derin bir varoluşsal sorgulamaya itiyor. Ajitasyona kaçmadan gözleri dolduran, son yılların en olgun kısa animasyonlarından biri.
Kısa film sanatına ilgi duyanlar, felsefi alt metni güçlü animasyonları sevenler ve Waking Life veya It's Such a Beautiful Day tarzı varoluşsal yapımlardan hoşlananlar mutlaka izlemeli. Ayrıca görsel sanatlarla ilgilenenler için farklı animasyon tekniklerinin bir arada kullanımı ilham verici olacaktır.
Çünkü Ninety-Five Senses, 96. Akademi Ödülleri'nde "En İyi Kısa Animasyon" dalında aday gösterilerek kalitesini kanıtlamış bir eser. Hayatın ne kadar kırılgan, duyuların ise ne kadar büyük bir hediye olduğunu hatırlatan, Tim Blake Nelson'ın muazzam seslendirmesiyle taçlanan bu şiirsel anlatı, kısa sürede büyük bir duygu yoğunluğu yaşamak isteyenler için eşsiz bir deneyim.
Duyusal Deneyim: Hayatı anlamlandırmada fiziksel duyuların (görme, koklama vs.) rolü.
Pişmanlık ve Kefaret: Geçmişte yapılan hataların yükü ve son anlarda gelen içsel hesaplaşma.
Ölüm ve Zaman: Kısıtlı zamanın, yaşamın değerini nasıl artırdığı.
Hafızanın Parçalılığı: Anıların zihnimizde farklı renk ve dokularda (farklı animasyon stilleriyle) saklanması.
It's Such a Beautiful Day: Don Hertzfeldt'in, hafıza ve varoluş üzerine kurulu, minimalist ve felsefi başyapıtı.
World of Tomorrow: Gelecek, anılar ve insan olmanın anlamı üzerine düşündüren bir başka Oscar adayı kısa film.
The Green Mile (Yeşil Yol): (Uzun metraj olsa da) İdam mahkumu teması ve geriye dönük anlatımıyla ruhsal bir benzerlik taşır.
Flee: Animasyon belgesel türünde, hafıza ve travmayı işleyen güçlü bir yapım.
Film, MAST (Media Art Study and Theory) programı kapsamında finanse edilmiş ve Utahlı altı farklı animasyon ekibinin iş birliğiyle hayata geçirilmiştir.
Yönetmenler Jared ve Jerusha Hess, normalde absürt komedileriyle tanınırlar; bu film onların filmografisinde çok farklı ve ciddi bir yerde durmaktadır.
Senaristler Chris Bowman ve Hubbel Palmer, hikâyeyi yazarken Tim Blake Nelson'ın sesini hayal ederek yazmışlar ve oyuncu projeyi hemen kabul etmiştir.
Hayır, film kurgusal bir hikâyedir. Ancak karakterin anlattığı duygular ve idam mahkumlarının yaşadığı psikoloji evrensel gerçeklere dayanır.
Film, jenerik dahil yaklaşık 13 dakikalık bir süreye sahiptir.
Film, Oscar adaylığı sürecinde çeşitli festivallerde gösterilmiş olup, şu anda "Documentary+" platformunda veya MAST'ın resmî kanallarında çevrimiçi olarak bulunabilmektedir.
Her duyu (göz, kulak, burun vb.) farklı bir hafıza ve hissi temsil ettiği için, yönetmenler bu geçişleri vurgulamak adına her bölümde farklı bir animatör ekibi ve farklı bir stil kullanmayı tercih etmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...