

Self

Self

Self

Self

Self

Self

Self
Self
Self

Self
Notes on an American Film Director at Work, sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden biri olan Martin Scorsese’nin çalışma disiplinini ve set ortamındaki enerjisini mercek altına alıyor. Avangart sinemanın babası olarak bilinen Jonas Mekas, dostu Scorsese’yi "The Departed" (Köstebek) filminin çekimleri sırasında el kamerasıyla takip ederek, Hollywood’un o devasa prodüksiyon çarklarının arasındaki insani anları yakalıyor. Bu yapım, alışılagelmiş bir belgesel formatından ziyade, bir ustanın başka bir ustaya tuttuğu samimi bir günlük niteliği taşıyor.
Film, Scorsese’nin oyuncularıyla kurduğu diyaloglardan, sahneleri kurgularken yaşadığı heyecana ve sinemaya olan sönmek bilmeyen tutkusuna odaklanıyor. Mekas’ın kendine has, titrek ve doğal çekim tarzı, izleyiciyi bir film setinin o kaotik ama büyüleyici atmosferine en ön sıradan dahil ediyor. Scorsese’nin zihnindeki bir fikrin nasıl somut bir sahneye dönüştüğünü görmek, sinemanın sadece bir teknik iş değil, bir ruh hali olduğunu kanıtlıyor.
Belgeselin başrolünde, tüm enerjisi ve dehasıyla bizzat Martin Scorsese yer alıyor. Onunla birlikte, o dönem çekimleri süren filmde rol alan Leonardo DiCaprio gibi isimlerin set arkasındaki doğal hallerini görmek mümkün. Ancak filmin asıl gücü, yönetmenin karakterini ve vizyonunu şekillendiren anlık tepkilerde gizli. Leonardo DiCaprio’nun bir oyuncu olarak Scorsese ile kurduğu hiyerarşiden uzak, sanatsal iş birliği, editoryal bir derinlikle izleyiciye sunuluyor.
Jonas Mekas, bu filmde yönetmenlik koltuğuna oturmak yerine bir gözlemci olmayı tercih ediyor. Filmin anlatım dili, Hollywood’un cilalı dünyasından çok uzak; son derece kişisel ve estetik kaygılardan arınmış bir sadeliğe sahip. Scorsese’nin hızlı konuşması, bitmek bilmeyen merakı ve her kareye olan takıntısı, Mekas’ın kamerasında adeta bir sanat eserine dönüşüyor. Bu yapım, sinema sanatının mutfağını merak edenler için paha biçilemez bir ders niteliğinde.
Martin Scorsese hayranları, sinema okuyan öğrenciler ve yaratıcı sürecin nasıl işlediğini merak eden her sanatsever bu belgeseli mutlaka izlemeli. Eğer "bir film nasıl çekilir?" sorusunun teknik cevabından ziyade ruhsal cevabını arıyorsanız, bu belgesel tam size göre. Bağımsız sinemanın estetiğiyle Hollywood’un dev prodüksiyonlarının kesiştiği bu nokta, her türden izleyiciyi etkileyecek bir samimiyet barındırıyor.
Bu film, sinemanın en büyük ustalarından birinin maskesiz ve en doğal halini sunduğu için izlenmeli. Röportajlardan veya ödül törenlerinden tanıdığımız Scorsese’nin ötesinde, sette ter döken ve her detayı ilmek ilmek işleyen "işçi" Scorsese’yi görmek, sinemaya duyulan saygıyı kat kat artırıyor. Jonas Mekas'ın şiirsel dokunuşu ise bu deneyimi sıradan bir kamera arkası görüntüsünden çıkarıp kalıcı bir sanat eserine dönüştürüyor.
Yaratıcı Tutku: Scorsese’nin sinemaya olan bitmek bilmeyen aşkı.
Ustalık ve Çıraklık: Bir yönetmenin set hakimiyeti ve ekibiyle kurduğu bağ.
Gözlem Sanatı: Jonas Mekas’ın "günlük film" (diary film) tarzıyla yakaladığı samimi anlar.
Eğer yönetmenlerin dünyasına dalmak ilginizi çekiyorsa, Scorsese’nin kendi sinema yolculuğunu anlattığı A Personal Journey with Martin Scorsese Through American Movies veya yaratım sürecini işleyen diğer belgesel yapımlarına göz atabilirsiniz. Her iki eser de sinema sanatının katmanlarını bir dram gibi heyecanla işler.
Film, Jonas Mekas’ın yıllar içinde biriktirdiği dijital video kayıtlarından derlenmiştir. Çekimlerin büyük bir kısmı, Scorsese’ye Oscar kazandıran "The Departed" setinde gerçekleşmiş olsa da belgesel, belirli bir filmin tanıtımını yapmaktan ziyade Scorsese’nin genel sanat anlayışını yansıtır. Jonas Mekas ve Martin Scorsese arasındaki uzun yıllara dayanan dostluk, bu çekimlerin bu kadar içten olmasını sağlayan en büyük etkendir.
Hayır, bu bir biyografi değil; daha çok Scorsese'nin çalışma anlarını kaydeden deneysel ve gözlemci bir belgeseldir.
DiCaprio, belgeselin çekildiği dönemde Scorsese ile birlikte çalıştığı için set arkasındaki çalışma sahnelerinde ve yönetmenle olan diyaloglarında doğal haliyle görülmektedir.
Çünkü Jonas Mekas, anlık ve samimi görüntüleri yakalamak için el kamerası kullanmış ve "günlük film" tarzını benimsemiştir; bu da filme daha gerçekçi bir atmosfer katmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...