
Bir belgesel ekibi, Doğu Karadeniz’in en meşhur figürlerinden biri olan "Oflu Hoca" efsanesinin izini sürmek üzere yola çıkar. Ancak bu arayış, sadece dini veya mistik bir karakteri bulma çabası değildir. Ekip, bölgedeki hidroelektrik santralleri (HES) projelerini destekleyen büyük bir iş insanının sponsorluğunda hareket etmektedir.
Film; bölgedeki doğa katliamlarını, kentsel dönüşüm adı altındaki rantsal dönüşümleri ve halkın bu olaylara bakışını, Oflu Hoca efsanesi üzerinden ironik bir dille sorgular. Karakterler Oflu Hoca'yı aradıkça aslında Karadeniz’in değişen çehresiyle, yitirilen değerlerle ve sistemin çarpıklıklarıyla yüzleşirler. Komedi ve hicvin iç içe geçtiği yapım, popüler "Oflu Hoca" serilerinden tamamen farklı, politik bir zekaya sahip bir anlatı sunar.
Filmin yönetmenliğini de üstlenen Levent Çetin, hikâyenin belgesel hissini bozmamak adına oldukça doğal ve yerel bir kadroyla çalışmıştır. Başrollerde Yaşar Kalyoncu, Adem Yılmaz ve Ergun Akvuran gibi isimler yer alırken, filmdeki en büyük güç, karakterlerin sanki gerçekten o anı yaşıyormuşçasına sergilediği performanslardır.
Özellikle bölge halkının doğal tepkileri, yerel şive ve karakterlerin samimiyeti, filmin sahte belgesel türündeki inandırıcılığını artırır. Oyuncuları ve oyuncu kadrosu, ana akım komedi filmlerindeki karikatürize edilmiş Karadenizli imajından kaçınarak, daha gerçekçi ve düşündürücü bir portre çizmeyi başarır.
OHA, Türk sinemasında türünün az sayıdaki örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. "Sahte belgesel" tekniği, izleyiciye bir yandan olayların gerçekliğine inanma hissi verirken, diğer yandan absürt durumlar üzerinden kahkahalar attırıyor. Yönetmen Levent Çetin, Karadeniz’in yeşil doğasını fon alarak, rant hırsının bu coğrafyayı nasıl dönüştürdüğünü sert ama mizahi bir dille eleştiriyor. Film, popüler kültürün içini boşalttığı figürleri, asıl köklerine ve toplumsal dertlerine geri döndürüyor.
Sadece gülmek için değil, gülerken toplumsal meseleler üzerine düşünmek isteyen izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Karadeniz kültürüne, doğa haklarına ve sistem eleştirisine ilgi duyanlar için oldukça doyurucu bir yapım. Klasik "Oflu Hoca" komedilerinden ziyade, Borat tarzı hicivli ve belgesel tadındaki yapımları sevenler bu filme bayılacaktır.
Bu film, popüler Karadeniz komedileriyle dalga geçerken aynı zamanda çok ciddi bir çevre bilinci aşılıyor. Oflu Hoca figürünün nasıl bir pazarlama aracına dönüştüğünü gösterirken, bölgenin asıl sorunlarına (HES projeleri gibi) parmak basıyor. Özgün kurgusu, cesur senaryosu ve sistemin her çarkına dokunan eleştirileriyle Türk sinemasında fark yaratan, "ezber bozan" bir iş olduğu için izlenmeli.
Hiciv ve Eleştiri: Siyasetin, ticaretin ve dinin iç içe geçtiği çıkar ilişkilerinin sorgulanması.
Doğa ve Çevre: HES projelerinin Karadeniz doğasına verdiği zarar.
Efsane ve Gerçeklik: Popüler kültürün yarattığı kahramanlar ile gerçek hayatın sertliği arasındaki fark.
Rant ve Dönüşüm: Şehirlerin ve köylerin sermaye uğruna kimliğini kaybetmesi.
Eğer sahte belgesel türündeki bu hicvi sevdiyseniz, yerli sinemadan Limonata gibi yol hikâyelerini veya yine Karadeniz doğasını ve insanını odağına alan Entelköy Efeköy'e Karşı filmini izleyebilirsiniz. Dünya sinemasından ise Sacha Baron Cohen'in Borat filmi, türün en belirgin benzeri olarak öne çıkar.
Film, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gösterilmiş ve "Farklı ve cesur" anlatımıyla eleştirmenlerden övgü toplamıştır.
Çekimler boyunca bazı sahneler tamamen doğaçlama gelişmiş, bölge halkının belgesel ekibine verdiği gerçek tepkiler filme dahil edilmiştir.
Filmin adı olan "OHA", "Oflu Hoca'yı Aramak" cümlesinin baş harflerinden oluşur ve aynı zamanda şaşkınlık belirten bir ünlem olarak ironi taşır.
Hayır, bu yapım diğer ticari Oflu Hoca komedilerinden tamamen bağımsızdır ve hatta o filmlerin yarattığı algıyı hicveden bir "sanat ve eleştiri" filmidir.
Evet, film alt metninde çok güçlü siyasi ve çevreci eleştiriler barındırır; ancak bunu sıkıcı bir ders gibi değil, oldukça eğlenceli ve absürt bir dille yapar.
Filmde gerçekçi bir Karadeniz şivesi kullanılmıştır ancak belgesel formatında olduğu için diyaloglar gayet anlaşılır ve doğaldır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...