
Eğer siz de sabahları uyanıp "Neden oradayım?" diye sorgulayanlardansanız, Office Space sizin için bir filmden fazlasıdır. Mike Judge’ın yönettiği bu yapım, bitmek bilmeyen toplantıları, bozulan yazıcıları ve anlamsız raporları merkeze alıyor. Film, kurumsal hayatın gri duvarları arasında sıkışıp kalan insanların sessiz çığlığını kahkahalarla birleştiriyor.
Filmin başkarakteri Peter Gibbons’ın yaşadığı aydınlanma, izleyiciye "Peki ya ben her şeyi boş verirsem ne olur?" sorusunu sorduruyor. Office Space, sadece bir komedi değil, aynı zamanda sistemin dişlileri arasında ezilmek istemeyenler için bir başkaldırı hikayesi. Peter ve arkadaşlarının yaşadığı trajikomik olaylar, günümüz plaza dilinde bile hâlâ karşılık buluyor.
Filmdeki her bir karakter, her ofiste karşılaşabileceğiniz bir tiplemeyi temsil ediyor. Sürekli zımbasının peşinde olan Milton'dan, hafta sonu mesaisi isteyen o sinir bozucu patrona kadar herkes burada. Office Space filminin başarısı, bu hiper-gerçekçi karakterleri karikatürize ederken bile izleyiciye "Aynı benim iş yerim!" dedirtebilmesinde yatıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...