
Komedi, Savaş, Romantik

Maria Tura

Joseph Tura

Lieut. Stanislav Sobinski

Greenberg

Rawitch

Professor Alexander Siletsky

Col. Ehrhardt

Bronski

Producer Dobosh

Actor-Adjutant
1942 yapımı bu sinema klasiği, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ettiği karanlık günlerde, Varşova'daki bir tiyatro topluluğunun trajikomik hikâyesini merkezine alıyor. Joseph Tura ve eşi Maria Tura önderliğindeki ekip, savaşın soğuk yüzüyle burun buruna geldiklerinde, sadece sahnede değil gerçek hayatta da hayatlarının en büyük performansını sergilemek zorunda kalırlar. Bir casusluk ağını çökertmek ve direniş üyelerini korumak adına Alman subaylarının kılığına giren oyuncular, her an deşifre olma korkusuyla ince bir ipte yürürler.
Film, savaşın dehşetini görmezden gelmek yerine, bu dehşeti Nazi ideolojisinin absürtlüğünü ve beceriksizliğini vurgulamak için bir araç olarak kullanır. Bir yandan sadakat ve ihanet temaları işlenirken, diğer yandan tiyatro tutkusunun en zorlu şartlarda bile nasıl bir direniş aracına dönüşebileceği ustalıkla anlatılır. Seyirciyi sürekli diken üstünde tutan planlar ve beklenmedik yanlış anlaşılmalar, hikâyeyi sıradan bir savaş filminden çıkarıp sofistike bir politik hiciv noktasına taşır.
Filmin kalbinde, dönemin efsanevi komedyeni Jack Benny yer alıyor. Joseph Tura karakterinde, kibriyle gülümseten ama zekasıyla hayran bırakan bir tiyatrocunun tüm nüanslarını başarıyla sergiliyor. Benny’nin mimikleri ve zamanlaması, karakterin "Hamlet" tiradı ile Nazi subayı taklidi arasındaki keskin geçişleri unutulmaz kılıyor.
Carole Lombard ise Maria Tura rolünde büyüleyici bir performans sergileyerek kariyerinin zirvesine çıkıyor. Lombard, karakterine hem bir diva zarafeti hem de direnişin gizli kahramanı olabilecek bir cesaret katıyor. Bu film, ne yazık ki yetenekli oyuncunun bir uçak kazasında hayatını kaybetmeden önceki son büyük işi olarak sinema tarihinde hüzünlü bir iz bırakmıştır. Yan rollerde ise Sig Ruman ve Felix Bressart gibi karakter oyuncuları, Nazi tiplemelerini karikatürize ederken aynı zamanda tehlike hissini de korumayı başarıyorlar.
Yönetmen Ernst Lubitsch’in "Lubitsch Dokunuşu" olarak bilinen o zarif ve zeki anlatım tarzı, bu filmde doruk noktasına ulaşıyor. Savaşın en sıcak olduğu dönemde çekilen film, Hitler ve Nazi rejimiyle dalga geçme cesareti gösteren nadir yapımlardan biridir. Yönetmen, tempo yönetiminde sergilediği ustalıkla seyirciyi kahkahalarla gerilim dolu anlar arasında ustaca gezdirir. Filmin diyalogları, bugün bile güncelliğini koruyan keskin bir zekânın ürünüdür. Görsel dil, tiyatronun suniliğini savaşın gerçekliğiyle çarpıştırarak derin bir estetik oluşturur.
Sinema tarihinin en iyi kara komedi örneklerinden birini keşfetmek isteyenler için bu film kaçırılmayacak bir fırsattır. Siyasi eleştirinin mizahla nasıl harmanlandığını görmek isteyen izleyiciler ve klasik Hollywood sinemasına ilgi duyanlar bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Ayrıca II. Dünya Savaşı konulu yapımlara farklı bir perspektiften bakmak isteyenler, bu savaş filmi ve hiciv karışımını mutlaka listelerine eklemelidir.
Bu film, sadece bir güldürü değil, aynı zamanda insan ruhunun baskı altındaki yaratıcılığını kutlayan bir eserdir. Mizahın, en karanlık tiranlıklara karşı nasıl güçlü bir silah olabileceğini kanıtlar. Shakespeare’in ünlü repliğinden ismini alan yapım, "yaşamak ya da ölmek" arasındaki o ince çizgiyi sanatsal bir dehayla işler. Teknik olarak döneminin çok ilerisinde olan senaryo kurgusu, bugünün modern izleyicisini bile şaşırtacak sürprizlere sahiptir.
Hiciv ve Direniş: Sanatın ve mizahın, otoriter rejimlerin ciddiyetini yerle bir etme gücü.
Rol Yapma ve Kimlik: Karakterlerin hayatta kalmak için büründükleri maskeler ve sahnede olmakla gerçek hayat arasındaki sınırın belirsizleşmesi.
Vatanseverlik: Sıradan sanatçıların, büyük idealler uğruna gösterdikleri gizli kahramanlıklar.
Eğer bu filmin politik zekâsını ve mizahını sevdiyseniz, Charlie Chaplin’in benzer bir dönemde çektiği Büyük Diktatör (The Great Dictator) filmini kesinlikle izlemelisiniz. Ayrıca Lubitsch’in bir diğer şaheseri olan Ninoçka (Ninotchka) ve savaşın absürtlüğünü farklı bir dille ele alan Dr. Garipaşk (Dr. Strangelove), türün meraklıları için en uygun benzer filmler arasındadır.
Film gösterime girdiğinde, savaş devam ettiği için Nazi rejimiyle bu denli alay edilmesi bazı kesimlerce tartışma konusu yaratmıştır.
Jack Benny, babasının Nazi üniformalı sahneler nedeniyle sinemayı terk ettiğini, ancak filmi bitirdiğinde performansına hayran kaldığını anlatmıştır.
"So they call me Concentration Camp Ehrhardt?" repliği, sinema tarihinin en cesur ve ikonik mizah örneklerinden biri kabul edilir.
Hayır, hikâye tamamen kurgusaldır ancak 1939 yılındaki Polonya işgalinin yarattığı atmosferi ve gerçek korkuları temel alır.
"To be or not to be" repliği, hem ana karakterin sahne performansını hem de karakterlerin Nazi işgali altında verdikleri var olma mücadelesini simgeler.
Aksine, Lubitsch mizahı Nazi ideolojisinin mantıksızlığını ifşa etmek için kullanır; böylece tehlike hissi daha vurucu ve anlamlı hale gelir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...