
Dram, Gerilim

El Chivo

Octavio

Susana

Valeria

Daniel

Luis

Ramiro

Gustavo

Jorge

Mauricio
Amores Perros, modern Meksika sinemasının dünyadaki sesi olan Alejandro G. Iñárritu’nun yönetmenlik koltuğunda oturduğu, hırs, aşk ve pişmanlık üzerine kurulu epik bir dramdır. Film, tek bir kaza anının merkezinde buluşan üç ayrı hikayeden oluşur. İlk bölümde, yengesiyle kaçma hayalleri kuran ve bu uğurda sadık köpeği Cofi’yi yasa dışı köpek dövüşlerine sokan genç Octavio’nun hikayesini izleriz. Köpeğinin vahşeti üzerinden para kazanmaya çalışan Octavio, şiddetin dozunun arttığı bir dünyada sıkışıp kalmıştır.
İkinci bölümde, başarılı bir dergi editörü olan Daniel ve güzel model sevgilisi Valeria’nın hikayesine geçeriz. Yeni taşındıkları lüks evde yaşadıkları feci kaza, hayatlarını fiziksel ve psikolojik bir kabusa çevirirken, Valeria’nın minik köpeğinin evin döşemeleri altına hapsolması bu çöküşün sembolü haline gelir. Son bölüm ise, "El Chivo" lakaplı, evsiz bir kiralık katile dönüşmüş eski bir gerillanın kefaret arayışına odaklanır. Şehrin en kirli yerlerinde köpekleriyle yaşayan bu adam, terk ettiği kızıyla bağ kurmaya çalışırken geçmişindeki hayaletlerle yüzleşir.
Filmin başrolünde, bu yapımla dünya çapında bir yıldıza dönüşen Gael García Bernal yer alıyor. Bernal, Octavio karakterinde gençlik enerjisini, aşkın getirdiği körlüğü ve hayal kırıklığını büyüleyici bir doğallıkla sergiliyor. Performansı, filmin amatör ruhuyla birleşen profesyonel derinliğinin en büyük kanıtı.
El Chivo rolündeki Emilio Echevarría, bakışlarındaki yorgunluk ve karakterinin taşıdığı ağır geçmişle filmin en unutulmaz performanslarından birine imza atıyor. Valeria karakterini canlandıran Goya Toledo ise fiziksel güzelliğin kaybıyla gelen ruhsal yıkımı sarsıcı bir biçimde yansıtıyor. Köpeklerin bile birer karakter kadar önemli olduğu bu yapımda, oyuncu kadrosu Meksika’nın sınıfsal farklılıklarını ve insani zaaflarını editoryal bir titizlikle beyaz perdeye taşıyor.
Amores Perros, Iñárritu’nun "Ölüm Üçlemesi"nin ilk halkası olarak sinemada yeni bir soluk başlatmıştır. Filmin parçalı kurgusu ve el kamerası kullanımı, izleyiciyi Mexico City’nin tekinsiz sokaklarına hapseden klostrofobik bir etki yaratıyor. Köpeklerin, sahiplerinin kaderini ve karakterini yansıtan birer ayna olarak kullanılması, senaryonun derinliğini artıran en zekice unsurlardan biri. Şiddetin estetik bir araç olarak değil, yaşamın ham ve kaçınılmaz bir gerçeği olarak sunulması filmi benzerlerinden ayırıyor.
Sert gerçeklikten beslenen, doğrusal olmayan kurgu tekniklerini seven ve sinemanın sınırlarını zorlayan yapımlardan hoşlananlar bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer suç ve dram türlerinin iç içe geçtiği, toplumsal eleştiri dozunun yüksek olduğu bir yapım arıyorsanız, bu Meksika şaheseri beklentilerinizi fazlasıyla karşılayacaktır. Ayrıca yönetmen Alejandro G. Iñárritu’nun sinematik dilinin köklerine inmek isteyenler için bu film bir temel taşı niteliğindedir.
Bu film, "Aşk köpektir" (Love's a bitch) temasını sadece bir isim olarak değil, hayatın her alanına yayılan acı bir tecrübe olarak işler. Karakterlerin birbirine olan bağımlılığı, ihanetleri ve sadakat arayışları arasındaki paradoksu izlemek, insan doğasına dair sert bir yüzleşme sunuyor. Sinematografisi ve müzikleriyle atmosfer yaratma konusunda ders niteliğinde olan yapım, 2000’li yılların başında dünya sinemasına yön veren en etkili eserlerden biridir.
Sadakat ve İhanet: İnsanlar ve köpekler arasındaki paralellikler üzerinden kurulan sarsıcı bağ.
Sınıfsal Farklılık: Zengin modellerden evsiz katillere kadar şehrin her kesimini etkileyen ortak kader.
Kefaret ve Geçmiş: Yapılan hataların bedelini ödeme süreci ve yeni bir başlangıç umudu.
Şiddetin Döngüsü: Şiddetin sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da nesiller arası aktarımı.
Bu filmin yarattığı çarpıcı etkiden hoşlananlar, yönetmenin üçlemesinin devamı olan 21 Gram ve Babel filmlerine yönelmelidir. Ayrıca benzer bir çoklu hikaye yapısına sahip olan ve suç dünyasını Brezilya üzerinden anlatan Tanrıkent (City of God) veya kurgu tarzıyla ilham veren Pulp Fiction bu filmin yanına yakışacak güçlü önerilerdir.
Film, 2001 yılında Meksika adına "En İyi Yabancı Dilde Film" dalında Oscar adaylığı kazanmıştır.
Çekimler sırasında hiçbir hayvana zarar verilmemiş, dövüş sahneleri profesyonel eğitmenler eşliğinde kamera açıları ve kurgu hileleriyle oluşturulmuştur.
Filmin soundtrack albümü, Latin müziğinin en seçkin örneklerini barındırır ve kendi başına bir kült haline gelmiştir.
Alejandro G. Iñárritu, filmin çekimlerinden önce uzun süre reklam yönetmenliği yapmış, bu deneyimini filmin dinamik kurgusuna yansıtmıştır.
Köpekler, sahiplerinin içsel durumlarını, sosyal statülerini ve başkalarına karşı olan tutumlarını simgeleyen birer metafor olarak kurgulanmıştır.
Octavio, yengesiyle kaçma hayallerinin yıkıldığını ve şiddetle kurduğu dünyanın kendi başına çöktüğünü feci bir kayıpla öğrenir; döngü onun için tam bir yıkımla sonuçlanır.
Karakter tamamen kurgusal olsa da, Meksika’nın siyasi geçmişindeki gerilla hareketlerinden ve toplumun dışına itilmiş bireylerin gerçekliklerinden ilham alınarak yaratılmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...