

Laura Barlow

Kate Barlow

André Korben

Eva Said

André Servier

Fernand Prouvé

Juncker

Louis

Professor Ulé

Traductrice cabaret
1930'lu yılların sonuna doğru, Avrupa'da savaş çanları çalarken, Amerikalı iki kız kardeş olan Laura ve Kate Barlow, ruhlarla iletişim kurabildiklerini iddia ettikleri bir gösteri turu için Paris’e gelirler. Kate, ölülerle gerçekten bağ kurabildiğine inanılan medyum yeteneklerine sahipken, ablası Laura bu yeteneği pazarlayan ve gösteriyi yöneten rasyonel taraftır. Paris’in bohem atmosferinde sahne alan kardeşler, vizyoner ve takıntılı bir film yapımcısı olan André Korben’in dikkatini çekerler.
Korben, sinemanın sadece bir eğlence değil, gerçek ötesini yakalayabilecek bir araç olduğuna inanmaktadır ve kız kardeşlerin bu "gerçek" hayaletlerini kamera kayıtlarına geçirmek ister. Ancak bu iş birliği, kız kardeşlerin arasındaki bağı sarsarken, onları sinema endüstrisinin, ihtirasların ve yaklaşmakta olan Nazi tehdidinin karanlık sularına sürükler. Rebecca Zlotowski imzalı bu dram, görünen ile görünmeyen arasındaki o ince çizgide, sinemanın ve inancın doğasını sorgulayan epik bir anlatı sunuyor.
Filmin başrollerini, günümüz sinemasının en karizmatik isimlerinden biri olan Natalie Portman ve Lily-Rose Depp paylaşıyor. Portman, hırslı ve korumacı abla Laura rolünde, karakterin hem sahnelerdeki parıltısını hem de iç dünyasındaki karmaşayı büyük bir editoryal incelikle yansıtıyor. Kate rolündeki Lily-Rose Depp ise, kırılganlığı ve gizemli tavırlarıyla "ruhlarla konuşan kız" imajını kusursuz bir şekilde doldurarak kariyerinin en dikkat çekici performanslarından birini sergiliyor.
Fransız yapımcı Korben rolünde izlediğimiz Emmanuel Salinger, sinema tutkusu ile delilik arasındaki sınırda gezinen karakterine hayranlık uyandırıcı bir derinlik katıyor. Oyuncuların bu uyumu, filmi sadece bir dönem hikâyesi olmaktan çıkarıp, insanın görünmeyene olan tutkusunu anlatan psikolojik bir festival filmi seviyesine yükseltiyor.
Yönetmen Rebecca Zlotowski, Planetarium ile görsel açıdan büyüleyici, rüya gibi bir atmosfer yaratıyor. Film, sinemanın ilk yıllarındaki o teknik mucize hissi ile ruh çağırma seanslarının mistisizmini harmanlayarak izleyiciye eşsiz bir sinematografi sunuyor. Anlatı dili zaman zaman doğrusal çizgiden çıksa da, bu durum filmin "ruhsal" ve "hayalperest" yapısını destekleyen bilinçli bir tercih olarak öne çıkıyor. Kostüm tasarımı ve dönem dekorları, izleyiciyi 1930'ların Paris'indeki o görkemli ama bir o kadar da huzursuz havaya sokmayı başarıyor.
Sinema tarihine, mistisizme ve dönem dramalarına ilgi duyanlar için Planetarium kaçırılmaması gereken bir yapım. Eğer Natalie Portman’ın güçlü oyunculuğuna ve Lily-Rose Depp’in ekran ışığına hayransanız, bu iki ismin bir araya geldiği bu sanat filmi sizi tatmin edecektir. Ayrıca, görselliği ön planda olan ve felsefi alt metinleri bulunan yapımları seven izleyiciler için de ideal bir tercih.
Bu film, sinemanın aslında bir nevi "ruh çağırma" sanatı olduğunu, yitip giden anları ve insanları beyazperdede sonsuza dek yaşattığını hatırlattığı için izlenmeli. Bilim ile batıl inancın, sanat ile ticaretin karşı karşıya geldiği bu özgün hikâye, türdeşlerinden ayrılan cesur bir yapıya sahip. Yaklaşan II. Dünya Savaşı’nın yarattığı tekinsiz atmosferin, karakterlerin kişisel dramlarıyla nasıl kesiştiğini görmek adına sarsıcı bir deneyim vaat ediyor.
Görünen vs. Görünmeyen: Maddi dünya ile ruhsal dünya arasındaki çatışma.
Sinemanın Gücü: Kameranın gerçekliği dondurma ve ölümsüzleştirme yetisi.
Kardeşlik Bağı: Şöhret ve hırsın, en saf aile ilişkileri üzerindeki etkisi.
Tarihsel Dönüşüm: Savaş öncesi Avrupa’nın değişen sosyo-politik dengeleri.
Eğer bu yapımın mistik ve sinemasal dokusunu sevdiyseniz, Christopher Nolan’ın illüzyon ve hırsı anlattığı The Prestige (Prestij) veya sinemanın ilk yıllarına bir saygı duruşu niteliğindeki Hugo gibi filmlere göz atabilirsiniz. Ayrıca, benzer bir dönem atmosferi ve kadın odaklı anlatı sunan Carol da ilginizi çekebilir.
Natalie Portman, filmde kız kardeşini oynaması için yönetmen Rebecca Zlotowski'ye Lily-Rose Depp'i bizzat önermiştir.
Film, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali'nde yapmış ve görselliğiyle eleştirmenlerden büyük övgü almıştır.
Hikâye, 1930'larda gerçekten yaşamış olan ve sinema dünyasıyla yolları kesişen bazı medyum kardeşlerin gerçek yaşam öykülerinden esinlenerek kurgulanmıştır.
Film bu sorunun cevabını izleyicinin inancına bırakır; ancak bazı sahneler Kate’in bu konuda dürüst olduğuna dair güçlü ve gizemli ipuçları barındırır.
Portman, bu film için Fransızca öğrenmiş ve diyaloglarının büyük bir kısmını akıcı bir Fransızca ile seslendirerek hayranlık uyandırmıştır.
Hayır, film tamamen kurgusal bir hikâyedir; ancak dönemin ünlü film yapımcıları ve medyumlarından esinlenen biyografik referanslar içerir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...