
Put Şeylere, Türk sinemasının en özgün yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün imzasını taşıyan, alışılagelmiş anlatı formlarını reddeden bir "anti-film" örneğidir. Cihangir ekseninde yaşayan bir grup sanatçının; yazarların, yönetmenlerin ve oyuncuların hayatlarına odaklanan yapım, bu karakterlerin narsisizmini, aşklarını, nefretlerini ve yaratım sancılarını merkezine alıyor. Ancak film, bu hikâyeyi kronolojik bir sırayla değil, adeta bir el kamerasının hafıza kartındaki parçalanmış görüntüler gibi sunuyor.
Filmin olay örgüsü, karakterlerin birbirine elden ele geçirdiği bir kamera ve bu kameranın kaydettiği görüntüler etrafında dönerken; ölüm, diriliş, zamanın bükülmesi gibi gerçeküstü öğelerle bezleniyor. Onur Ünlü, bu eserinde modern insanın "putlaştırdığı" nesneleri ve kavramları (teknoloji, sanat, ego, ilişkiler) absürt bir mizahla eleştiriyor. İzleyici, kimin gerçek kimin kurgu olduğunu, kimin ölüp kimin hayatta kaldığını sorgularken kendini bir labirentin ortasında buluyor.
Filmin kadrosu, bağımsız sinemanın ve televizyonun tanınmış isimlerini bir araya getiriyor. Erkan Kolçak Köstendil, Öykü Karayel ve Elit İşcan gibi isimler, karakterlerinin hem trajik hem de komik yönlerini başarıyla yansıtıyorlar. Türkü Turan ve Berkan Şal gibi oyuncular da bu kaotik evrenin parçası olarak performanslarıyla filmin absürt tonuna hizmet ediyorlar. Oyuncu kadrosunun bu deneysel yapıya uyumu, filmin seyirciyi rahatsız eden ama bir o kadar da merak uyandıran atmosferini güçlendiriyor.
Onur Ünlü, Put Şeylere ile sinematik kuralları kasten ihlal ediyor. Teknik hataların, kurgu sıçramalarının ve mantık dışı olayların birer üslup aracı olarak kullanıldığı film, izleyiciden aktif bir katılım bekliyor. Geleneksel bir "başla-geliş-bitir" yapısı arayanlar için zorlayıcı olsa da, sinemanın sınırlarını zorlayan bir drama ve hiciv olarak değerlendirilebilir. Yönetmen, kendi tabiriyle "sinemayı bozarak" yeni bir estetik arayışına giriyor.
Sıra dışı, deneysel ve kışkırtıcı yerli film örneklerini seven sinefiller için Put Şeylere oldukça farklı bir deneyim vaat ediyor. Onur Ünlü'nün Leyla ile Mecnun sonrası evrildiği absürt sinema diline aşina olanlar ve ana akım hikâye anlatıcılığından sıkılanlar bu yapımı ilgi çekici bulacaktır. Eğer sinemada biçimsel deneyler, meta-anlatılar ve sürrealist dokunuşlardan hoşlanıyorsanız, bu kaosa ortak olmalısınız.
Bu filmi izlemek için en geçerli neden, Türk sinemasında benzeri olmayan cesur bir yapıya sahip olmasıdır. Put Şeylere, izleyiciye bir hikâye anlatmaktan ziyade bir "his" ve "kafa karışıklığı" sunuyor. Sanat dünyasının iç yüzünü, egoları ve insan ilişkilerinin yapaylığını bu kadar çiğ ve dolaysız bir şekilde ele alan az sayıda yapım mevcuttur. Onur Ünlü'nün kendine has mizahı ve sinematografik tercihleri, filmi unutulmaz kılıyor.
Narsisizm ve Ego: Sanatçı kimliğinin arkasına saklanan bireylerin kendilerine ve birbirlerine olan hayranlığı.
Teknoloji ve Kayıt: Kameranın gerçeği değiştirme ve her anı dondurma gücünün putlaştırılması.
Zamanın Göreliliği: Olayların kronolojik bir sıradan koparak iç içe geçmesi ve anın sonsuzluğu.
Modern Putlar: İnsanın anlam arayışında takılıp kaldığı dünyevi hırslar ve nesneler.
Eğer Put Şeylere'nin deneysel tarzı ilginizi çektiyse, Onur Ünlü'nün bir diğer siyah-beyaz deneyi olan Sen Aydınlatırsın Geceyi veya zaman algısıyla oynayan Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca dünya sinemasından Jean-Luc Godard'ın geç dönem eserleri veya Federico Fellini'nin 8½ (Sekiz Buçuk) gibi meta-sinematik yapımları da benzer bir sanatsal kaygı taşımaktadır.
Film, iPhone 7 Plus ile çekilmiş olmasıyla vizyona girdiği dönemde büyük ilgi toplamıştır; bu tercih filmin "kayıt" ve "gözlemleme" temasını teknik olarak da desteklemiştir. Onur Ünlü, filmin montajını da bizzat kendisi yaparak kurgusal deneyselliği en üst seviyeye taşımıştır. Filmin çekimleri sırasında herhangi bir klasik senaryo disiplinine sadık kalınmadığı, doğaçlamaların ve anlık fikirlerin plana dahil edildiği bilinmektedir.
Yönetmen Onur Ünlü, bu filmde alışılmış sinema dilini bozmayı hedeflemiş; izleyicinin mantıksal bir sıra takip etmesi yerine, karakterlerin zihin dünyasındaki karmaşayı hissetmesini istemiştir.
Karakterlerin elden ele geçirdiği kamera, bir nevi "modern zaman putu"nu temsil eder; her şeyi gören, kaydeden ve gerçekliği manipüle eden bir göz gibidir.
Filmde ölenlerin dirilmesi gibi olaylar, gerçeklikten ziyade karakterlerin içsel durumlarının veya sinemasal kurgunun birer yansıması olarak sürrealist bir dille sunulur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...