
Film, Şanlıurfa’dan Kocaeli’ye göç eden bir ailenin yaşadığı kültürel çatışmaları ve trajedileri merkeze alır. Ailenin genç kızı Roza, büyükşehrin getirdiği yeni dünyayla ve farklı hayatlarla tanışırken, köklerinden gelen katı töre kuralları ile kendi hayalleri arasında sıkışıp kalır.
Hikâye, sadece ekonomik zorlukları değil, eğitimsizliğin ve yanlış anlaşılan "namus" kavramının bir aileyi nasıl parçalayabileceğini gözler önüne serer. Roza’nın aşık olması ve kendi kararlarını verme çabası, ailenin erkekleri ve toplumun baskısı tarafından bir tehdit olarak algılanır. Film, izleyiciyi vicdan azabı ve toplumsal gerçeklerle yüzleştiren, ağır ama bir o kadar da gerekli bir drama sunuyor.
Filmin başrollerinde, Türk sinemasının hem tecrübeli hem de yetenekli isimleri yer alıyor. Belçim Bilgin ve Fikret Kuşkan, karakterlerinin yaşadığı çaresizliği ve içsel fırtınaları büyük bir ustalıkla yansıtmaktadır. Fikret Kuşkan’ın otoriter ama kendi içinde çelişkiler yaşayan baba figürü, filmin editoryal ağırlığını sırtlayan en güçlü unsurlardan biridir.
Kadroda yer alan Bahadır Vatanoğlu, Burak Can ve İzzet Yüksek gibi isimler, karakterlerin toplumsal baskı altındaki dönüşümlerini başarıyla sergiliyor. Oyuncuların şive çalışmaları ve mevsimlik işçilerin yaşam koşullarını yansıtan fiziksel performansları, filmin inandırıcılığını perçinleyerek ortaya kolektif bir başarı çıkarıyor.
Yönetmenliğini Mustafa Kotan’ın üstlendiği film, Hamit İzol’un aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlandı. Sinematografide, Şanlıurfa’nın uçsuz bucaksız toprakları ile Kocaeli’nin endüstriyel soğukluğu arasındaki kontrast, Roza’nın iç dünyasındaki karmaşayı başarıyla simgeliyor. Film, bir "töre cinayeti" anlatısından ziyade, bu cinayetlere giden yolun psikolojik ve sosyolojik taşlarını tek tek döşeyen bir suç ve ceza analizi niteliği taşıyor.
Toplumsal sorunlara duyarlı olan, kadın hakları ve töre kavramı üzerine düşünen izleyiciler için bu film mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Eğer Güneşi Gördüm veya Mutluluk gibi filmlerin yarattığı o derin ve düşündürücü atmosferi seviyorsanız, Roza size benzer bir duygusal yoğunluk yaşatacaktır. Ancak, filmin içerdiği sert gerçekçilik ve dramatik yapı nedeniyle hassas izleyiciler için sarsıcı olabileceğini belirtmekte fayda var.
Bu yapımı izlemek için en geçerli sebep, Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olan töre gerçeğine, bir ailenin içinden, tarafsız ve etkileyici bir pencereden bakma fırsatı sunmasıdır. Film, "Sevgi mi yoksa gelenek mi?" sorusunu sordururken, eğitimsizliğin yarattığı karanlığı tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Başrol oyuncularının devleştiği bu macera, izleyicide uzun süre etkisini kaybetmeyecek bir empati duygusu uyandırıyor.
Töre ve Birey: Geleneklerin bireysel mutluluklar ve hayatlar üzerindeki yıkıcı etkisi.
Göç ve Uyum: Büyükşehre göç eden bir ailenin kültürel kimliğini koruma çabası ile modernleşme arasındaki sancılar.
Kadın Hakları: Genç bir kadının kendi kaderini tayin etme mücadelesi.
Bu filmin sunduğu toplumsal perspektifi sevdiyseniz, Zülfü Livaneli uyarlaması olan Mutluluk veya doğu-batı sentezini ve töreyi işleyen Aşka Sürgün tarzı dramatik yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca, mevsimlik işçilerin hayatını konu alan belgesel tadındaki dramalar da benzer bir seyir zevki sunacaktır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...