

Self

Hugh Glass (archive footage)

Jack Celliers (archive footage)

Port (archive footage)

Kit (archive footage)

Kris Kelvin (archive footage)

Hari (archive footage)

Self

Self
Stephen Nomura Schible tarafından yönetilen bu yapım, Sakamoto’nun kariyerinin son dönemine odaklanırken, geçmişindeki ikonik anlara da pencereler açıyor. Belgesel, 2011'deki Fukuşima felaketinden etkilenen bir "piyano"nun hikâyesiyle başlar. Sakamoto, tsunamiden sağ kurtulan ama akordu tamamen bozulmuş bu enstrümanın sesini "doğanın piyanoyu geri alması" olarak tanımlar. Bu bakış açısı, onun müziğindeki dönüşümün de anahtarıdır.
2014 yılında kendisine gırtlak kanseri teşhisi konulmasıyla Sakamoto, müziğine ara vermek zorunda kalır. Ancak bu süreç, onun ses arayışını daha da derinleştirir. Belgesel, sanatçının son stüdyo albümü olan async'in hazırlık sürecini takip ederken; yağmur damlalarının, rüzgarın ve buzulların sesini birer enstrümana dönüştürme çabasını izleyiciye sunar. Coda, sadece bir müzisyen biyografisi değil, aynı zamanda fani bir varlığın ölümsüz bir ses arayışıdır.
Belgeselin merkezinde tamamen Ryuichi Sakamoto vardır. Ancak onun anlatımları aracılığıyla şu önemli dönüm noktalarına tanıklık ederiz:
Yellow Magic Orchestra (YMO): Elektronik müziğin öncüsü olduğu o fütüristik dönemler.
Bernardo Bertolucci: The Last Emperor filmi için yaptığı ve ona Oscar getiren müziklerin hikâyesi.
Nagisa Oshima: David Bowie ile başrolü paylaştığı Merry Christmas, Mr. Lawrence filminin ikonik melodisinin doğuşu.
Alejandro G. Iñárritu: The Revenant (Diriliş) filminin müziklerini hazırlarken doğanın vahşi sesini nasıl notalara döktüğü.
Coda, alışılagelmiş hızlı tempolu biyografilerin aksine, Sakamoto’nun müziği gibi sessiz, vakur ve derin bir ritme sahiptir. Yönetmen Schible, izleyiciyi Sakamoto’nun evindeki çalışma odasına, New York sokaklarına ve Kuzey Kutbu'ndaki buzullara götürerek onun dünyasına samimi bir giriş yapmamızı sağlar.
Sinematografik açıdan film, görsel bir şiir niteliğindedir. Sakamoto’nun bir kovanın içine yağmur sesini dinlemek için girmesi veya ormanda bir mikrofonla rüzgarı avlaması gibi sahneler, sanatın aslında hayatın içinde gizli olduğunu hatırlatır. Belgesel, Sakamoto’nun kırılganlığını ve bilgeliğini birleştirerek, izleyicide derin bir huzur ve hüzün karışımı bırakır.
Bu belgesel, sadece müzisyenler veya Sakamoto hayranları için değil; hayata, ölüme ve yaratıcılığa dair felsefi bir yolculuğa çıkmak isteyen herkes içindir. Minimalist sanat anlayışını sevenler, çevre bilincine sahip olanlar ve bir sanatçının zihninin en saf halini merak eden sinemaseverler bu yapımdan çok etkilenecektir. Sakin, düşündürücü ve estetik bir deneyim arayanlar için Coda, paha biçilemez bir hazinedir.
Coda, sesin ve sessizliğin gücünü anlamak için izlenmelidir. Sakamoto’nun kanserle mücadelesi sırasında hayata tutunma biçimi olan "yeni sesler bulma" tutkusu, izleyiciye büyük bir ilham verir. Sinema tarihinde iz bırakan o efsanevi melodilerin nasıl basit ama dahi fikirlerden doğduğunu görmek büyüleyicidir. Ayrıca, doğanın çıkardığı her sesin aslında bir müzik olduğunu fark etmek, çevrenize bakış açınızı sonsuza dek değiştirebilir.
Belgeselin adı olan "Coda", müzikte bir parçanın son bölümünü veya bitişini ifade eder; ancak Sakamoto için bu bir son değil, yeni bir formun başlangıcıdır.
Sakamoto, The Revenant filminin müziklerini hazırlarken kanser tedavisi görüyordu ve bu süreçte çıkardığı iş, onun en dokunaklı eserlerinden biri kabul edilir.
Filmde kullanılan arşiv görüntüleri, Sakamoto’nun sadece bir besteci değil, aynı zamanda aktif bir barış ve çevre aktivisti olduğunu da vurgular.
Bu bir konser filmi mi? Hayır, içinde harika performanslar barındırsa da, bu daha çok bir sanatçının iç dünyasını ve yaratım felsefesini anlatan portre belgeselidir.
Müzik teorisi bilmek gerekiyor mu? Kesinlikle hayır. Film, teknikten ziyade seslerin yarattığı duygulara ve Sakamoto’nun doğayla kurduğu manevi bağa odaklanır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...