

Zühre

Ali

İsmail

Yönetmen

Nurten
Zühre Kız Kardeş - 9 yaş

Savcı
Zühre Kız Kardeş - 14 yaş
Zühre'nin Annesi

Zühre'nin Babası
Film, geleneklerin ve katı töre kurallarının gölgesindeki bir ailenin trajedisini anlatır. Genç bir kızın, ailesi tarafından "namusuna leke sürdüğü" gerekçesiyle ölüm fermanı verilir. Ancak bu infazı gerçekleştirmesi beklenen kişi, kızın en yakınıdır. Hikaye, kaçış ve saklanma üzerine kurulu bir kovalamacadan ziyade; bir insanın nasıl "katil" olmaya zorlandığını, vicdan ile gelenek arasındaki o korkunç sıkışmışlığı işler.
Almanya ve Türkiye ekseninde geçen olay örgüsü, töre cinayetlerinin sadece kırsal bir sorun olmadığını, modern hayatın içine sızmış köklü ve karanlık bir zihniyet olduğunu vurgular. İnfaz emrini alan gencin yaşadığı içsel parçalanma ve saklanmak zorunda kalan genç kızın hayatta kalma mücadelesi, izleyiciyi adalet ve ahlak kavramlarını yeniden sorgulamaya iter.
Filmin başrollerinde yer alan Şenay Aydın ve İsmail İncekara gibi isimler, karakterlerinin yaşadığı çaresizliği ve toplumsal baskıyı son derece çiğ ve gerçekçi bir dille yansıtıyorlar. Şenay Aydın, canlandırdığı karakterin korkusunu ve direncini sessiz ama derinden hissettiren bir performans sergiliyor.
Kadronun diğer önemli isimleri, geleneksel aile yapısını ve bu yapının acımasız kurallarını temsil eden yan rollerle hikayeyi güçlendiriyor. Oyuncuların profesyonel bir mesafeden ziyade, karakterlerin acısına ortak olan doğal tavırları; yapımın bir filmden çok bir "sosyal tanıklık" gibi algılanmasını sağlıyor.
Yönetmen Handan İpekçi, bu yapımıyla Türk sinemasında töre meselesine en dürüst ve tarafsız yaklaşan yönetmenlerden biri olduğunu kanıtlıyor. Film, ajitasyona kaçmadan, olayları bir belgesel titizliğiyle ama dramatik yapıyı bozmadan anlatıyor. Görüntü yönetimi, karakterlerin iç dünyasındaki daralmayı yansıtmak adına yer yer klostrofobik bir atmosfer yaratıyor. Senaryonun başarısı, katili bir canavar olarak değil, sistemin bir kurbanı olarak resmetmesinde yatıyor.
Toplumsal gerçekçi sinemadan hoşlananlar, kadın hakları ve töre cinayetleri gibi hassas konularda farkındalık yaratmaya çalışan yapımlara ilgi duyan izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir yüzleşme aracı olduğuna inanıyorsanız, Saklı Yüzler sizin için sarsıcı bir deneyim olacaktır. Ayrıca bağımsız sinema ve festival filmi tutkunları için de editoryal açıdan oldukça zengin bir eserdir.
Bu film, "namus" adına işlenen cinayetlerin ardındaki psikolojik ve sosyolojik mekanizmayı tüm çıplaklığıyla gösterdiği için izlenmeli. Benzeri yapımlardan farklı olarak, şiddeti görsel bir malzeme olarak kullanmak yerine, o şiddete giden yolu ve sonrasındaki vicdani yıkımı analiz ediyor. Handan İpekçi’nin cesur kaleminden çıkan bu hikaye, izleyiciyi empati kurmaya ve toplumun "saklı" kalmış karanlık yüzleriyle yüzleşmeye davet ediyor.
Vicdan vs. Töre: Kişisel merhamet ile toplumsal dayatmalar arasındaki imkansız seçim.
Erkeklik ve Şiddet: Toplumun erkek üzerine yüklediği "infazcı" yükü ve bunun getirdiği yıkım.
Görünmez Kurbanlar: Sadece öldürülenlerin değil, hayatta kalanların da birer kurbana dönüşmesi.
Eğer bu filmin işlediği toplumsal dram ilginizi çektiyse, yine töre ve namus temasını farklı bir açıdan ele alan Zülfü Livaneli imzalı Mutluluk veya bir başka sarsıcı yüzleşme öyküsü olan dram filmi Zenne ilginizi çekebilir. Ayrıca, sistemin ve geleneklerin bireyi nasıl öğüttüğünü anlatan Güneşi Gördüm de benzer tematik damarlardan beslenir.
Film, gerçek yaşam öykülerinden ve töre cinayetlerine dair yapılan derinlemesine araştırmalardan yola çıkılarak senaryolaştırılmıştır.
Handan İpekçi, filmin çekimleri öncesinde bu konuda mağduriyet yaşamış birçok aile ve kişiyle görüşmeler yapmıştır.
Yapım, vizyona girdiği dönemde festivallerde toplumsal duyarlılığı ve sinematografik başarısıyla ödüllere layık görülmüştür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...