
Emekliliğine sayılı günler kalmış olan şartlı tahliye memuru Jack Mabry, kariyerinin son ve belki de en karmaşık davasıyla karşı karşıyadır. Gerald "Stone" Creeson adındaki mahkûm, özgürlüğüne kavuşmak için her yolu denemeye kararlıdır. Ancak Stone, sadece bir suçlu değil, aynı zamanda insan psikolojisinin zayıf noktalarını ustalıkla kullanabilen bir manipülasyon ustasıdır. Jack’in sakin ve düzenli görünen hayatı, bu davanın derinleşmesiyle birlikte sarsılmaya başlar.
Film boyunca Stone, sadece parmaklıklar ardındaki bir adamın kurtuluş çabasını değil, aynı zamanda sistemin savunucusu olan bir adamın içsel çöküşünü de gözler önüne seriyor. Stone karakterinin, Jack'in ahlaki değerlerini test etmek için kendi eşini (Lucetta) bir piyon olarak kullanması, hikâyeyi öngörülemez bir rotaya sokuyor. İki adam arasındaki bu psikolojik düello, kimin mahkûm kimin özgür olduğunu sorgulatan bir noktaya evriliyor.
Robert De Niro’nun disiplinli ama ruhsal olarak yorgun Jack karakterindeki ustalığına, Edward Norton’un Stone rolündeki çiğ ve tekinsiz enerjisi eşlik ediyor. Filmde gerilimi tırmandıran en önemli unsurlardan biri, bu iki dev oyuncunun karşılıklı sahnelerindeki sessiz ama derin çatışmadır. Stone, aksiyondan ziyade diyalogların gücüyle ve karakterlerin ruhsal dönüşümleriyle izleyiciyi koltuğuna çiviliyor.
Stone, izleyicisine "Gerçekten özgür olan kim?" sorusunu sordururken, dini sembolizm ve ruhsal arayış temalarını da ustalıkla işliyor. Hapishane duvarlarının ötesinde, insanların kendi hayatlarında ördükleri görünmez parmaklıkları ele alan Stone, finaline kadar gizemini koruyan atmosferiyle iz bırakan bir deneyim sunuyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...