
Sekerat "Son", hayatı boyunca her şeyi mantık ve bilimle açıklamaya çalışan, ressam olan genç bir kadının, Seda’nın hikâyesini anlatıyor. Seda’nın düzenli hayatı, üst üste yaşadığı travmatik kayıplar ve gizemli olaylar sonucu altüst olur. Kendi evinde ve zihninde belirmeye başlayan ürkütücü görüler, onu yavaş yavaş deliliğin eşiğine sürüklerken, aslında çok daha derin bir gerçekle karşı karşıyadır.
Film, İslam inancına göre ruhun bedenden ayrılma anı olan "Sekerat" halini sinematografik bir dille işler. Seda, içine düştüğü bu karanlık labirentte sadece görünmeyen varlıklarla değil, kendi günahları ve geçmişiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Acaba yaşadıkları bir akıl oyunu mu, yoksa öte alemin kapıları onun için çoktan aralanmış mıdır?
Filmin başrolünde, Seda karakterine hayat veren Meltem Miraloğlu yer alıyor. Miraloğlu, karakterin yaşadığı ruhsal çöküşü, korkuyu ve çaresizliği son derece etkileyici bir performansla ekrana taşıyor. Ona eşlik eden kadroda Batuhan Aydar, Almira Tuğgül Küçükoğlu ve Emre Koç gibi isimler bulunuyor.
Oyuncuların performansı, filmin kasvetli atmosferini destekleyen en güçlü unsurlardan biri. Özellikle Seda’nın yalnızlaştığı ve sanrılarının arttığı sahnelerde, oyuncunun yüzündeki dehşet ifadesi izleyiciye "yalnız değilsin" hissini başarıyla geçirmeyi başarıyor.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Şeyda Delibaşı'nın üstlendiği Sekerat "Son", yerli korku sinemasında alışılagelmiş "cin" temasını, daha derin bir tasavvufi ve psikolojik boyuta taşıyor. Film, ölüm anındaki bilincin kapalı alanlarını keşfederken, görsel efektlerden ziyade atmosferin yarattığı tekinsizliğe odaklanıyor. Sanat yönetimi ve kullanılan renk paleti, izleyiciyi klostrofobik bir ev ortamına hapsederek gerilimi sürekli canlı tutuyor.
Metafizik konulara ilgi duyan, ölüm ve ötesi hakkındaki gizemli hikâyeleri seven ve psikolojik gerilim türünden hoşlanan izleyiciler için bu yapım oldukça dikkat çekici. Eğer sadece korkmak değil, aynı zamanda izlediğiniz yapım üzerinde düşünmek istiyorsanız, Sekerat "Son" size bu derinliği sunacaktır.
Filmi türdaşlarından ayıran en önemli fark, "korku" unsurunu bir inanç temeli üzerine inşa ederek bunu bir varoluşsal sorgulamaya dönüştürmesidir. Ölüm anının o soğuk ve ürpertici sessizliğini başarıyla yansıtan film, Türk korku sinemasında farklı bir soluk arayanlar için özgün bir alternatif sunuyor. Ayrıca filmin finali, tüm taşları yerine oturtan sarsıcı bir etkiye sahip.
Sekerat-ül Mevt: Ölüm anında ruhun yaşadığı o eşsiz ve ürkütücü süreç.
Gerçeklik ve Sanrı: İnsanın gördüğü şeylerin ne kadarının gerçek, ne kadarının zihin oyunu olduğu tartışması.
Hesaplaşma: Kişinin ölmeden önce kendi vicdanıyla ve geçmişiyle yüzleşmesi.
Bu filmin sunduğu metafiziksel gerilimi ve ölüm temasını sevdiyseniz, yine ruhun yolculuğunu konu alan Jacob's Ladder (Dehşetin Nefesi) veya yerli sinemadan atmosferiyle öne çıkan Üç Harfliler: Musallat filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca The Others (Diğerleri) filmi de benzer bir gerçeklik sorgulaması sunması bakımından iyi bir örnektir.
Filmin senaryosu hazırlanırken pek çok dini ve bilimsel kaynak taranmış, "ölüme yakın deneyimler" üzerine araştırmalar yapılmıştır. Yönetmen Şeyda Delibaşı, bu yapımla izleyiciye sadece bir korku hikâyesi değil, bir nevi "modern bir vaaz" veya hatırlatma sunmayı hedeflediğini belirtmiştir. Film, vizyona girdiği dönemde özellikle özgün konusuyla korku türü takipçileri arasında merak uyandırmıştır.
Arapça kökenli bir kelime olan "Sekerat", sarhoşluk veya baygınlık anlamına gelir. İslami terminolojide "Sekerat-ül Mevt", ölüm anında kişinin içine düştüğü o yarı baygın, sancılı ve perdelerin kalktığı hali temsil eder.
Sekerat "Son", doğaüstü unsurlar barındırsa da klasik bir cin musallatı filminden ziyade, insanın ölüm anındaki ruhsal ve zihinsel değişimlerine odaklanan bir psikolojik-metafizik gerilimdir.
İçerdiği yoğun gerilim, ölüm teması ve ürpertici görseller nedeniyle 15 yaş altındaki çocuklar için uygun olmayabilir; ebeveyn gözetimi önerilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...