

Guido Anselmi

Claudia

Luisa Anselmi

Carla

Rossella

Gloria Morin

Madeleine, the French Actress

Mysterious Lady

La Saraghina

Pace, the Producer
Film, dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Guido Anselmi’nin hikâyesini anlatır. Yeni filminin hazırlıkları içinde olan Guido, hem sanatsal bir tıkanıklık (yaratıcılık krizi) yaşamakta hem de hayatındaki kadınlar, yapımcılar ve çocukluk anıları arasında sıkışıp kalmaktadır. Sağlık sorunları nedeniyle gittiği bir kaplıca tesisinde, filmiyle ilgili cevap bekleyen düzinelerce insanla kuşatılır.
Guido, dış dünyanın bu boğucu baskısından kaçmak için kendi hayallerine, çocukluk travmalarına ve fantezi dünyasına sığınır. Film, lineer (doğrusal) bir hikâye anlatmak yerine; geçmişi, şimdiki zamanı ve tamamen hayal ürünü olan sahneleri dâhiyane bir kurguyla harmanlar. Aslında bu film, Federico Fellini’nin kendi yönetmenlik çıkmazını ve sinemaya duyduğu aşk-nefret ilişkisini anlattığı otobiyografik bir itiraftır.
Filmin kalbinde, Fellini’nin adeta ekrandaki yansıması olan efsanevi aktör Marcello Mastroianni yer alır. Mastroianni, Guido rolünde sergilediği karizmatik, yorgun ve kafası karışık sanatçı portresiyle oyunculuk dersi verir. Onun siyah gözlükleri ve fötr şapkası, sinema tarihinin en ikonik imgelerinden biri haline gelmiştir.
Guido’nun hayatındaki kadınları canlandıran kadro ise bir yıldızlar geçididir. Karısı rolünde Anouk Aimée, sevgilisi rolünde Sandra Milo ve idealleştirdiği ilham perisi rolünde sinema tanrıçası Claudia Cardinale büyüleyici performanslar sergilerler. Bu oyuncu grubu, Fellini’nin barok ve gösterişli dünyasını ete kemiğe büründürerek filme editoryal bir ihtişam katar.
Federico Fellini, bu filmle sinemanın sınırlarını zorlamış ve "sinema hakkında sinema" (meta-sinema) akımının en güçlü örneğini vermiştir. Siyah-beyaz sinematografisiyle ışığın ve gölgenin sanata dönüştüğü yapım, her karesiyle bir fotoğraf karesi kusursuzluğundadır. Dram unsurlarının yanı sıra barındırdığı absürt mizah ve sürrealist sahneler, Sekiz Buçuk’u sadece bir film değil, zamansız bir sanat eseri kılar. 1964 yılında "En İyi Yabancı Film" Oscar’ını kazanan bu yapıt, Fellini’nin yönetmenlik kariyerindeki 8.5'inci filmi olduğu için bu ismi almıştır.
Sinema sanatına ilgi duyan, yönetmenlik koltuğunun ağırlığını merak eden ve görsel hikâye anlatıcılığının zirvesini görmek isteyen her sinemasever bu filmi hayatında en az bir kez izlemeli. Eğer yaratım sürecinin sancılarını, çocukluk anılarının bugünü nasıl şekillendirdiğini ve bir sanatçının iç dünyasını merak ediyorsanız, Sekiz Buçuk size aradığınız derinliği fazlasıyla sunacaktır. Klasik sinemanın zirve noktalarından birine tanıklık etmek isteyenler için bu film bir "kutsal kitap" niteliğindedir.
Sekiz Buçuk, izleyiciye bir hikâye anlatmaktan ziyade bir "deneyim" sunar. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, kaosu ve belirsizliği bu kadar estetik ve anlamlı bir şekilde sunabilmesidir. Nino Rota’nın o unutulmaz sirk müziği eşliğinde ilerleyen final sahnesi, hayatın bir karnaval olduğunu ve tüm karmaşasına rağmen kutlanmaya değer olduğunu anlatan sinema tarihinin en etkileyici sonlarından biridir.
Yaratıcılık Krizi: Bir sanatçının ilhamını kaybetme korkusu ve boş beyaz sayfa (veya boş film karesi) karşısındaki çaresizliği.
Anılar ve Travmalar: Çocuklukta alınan katolik eğitimin ve aile içi figürlerin yetişkinlikteki izdüşümleri.
Kadın-Erkek İlişkileri: Bir erkeğin hayatındaki farklı kadın figürleri üzerinden duyduğu arzu, suçluluk ve şefkat arayışı.
Gerçeklik ile Hayal Arasındaki Sınır: Zihnin içinde geçen sahnelerin, dış dünyadaki somut olaylarla iç içe geçmesi.
Sekiz Buçuk’un o büyülü ve zihinsel yapısını sevdiyseniz, bu filmden ilham alan Woody Allen imzalı Stardust Memories veya Bob Fosse’un müzikal başyapıtı All That Jazz filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca Fellini’nin bir diğer klasiği olan La Dolce Vita (Tatlı Hayat), yönetmenin dünyasına giriş yapmak için mükemmel bir arkadaştır.
Filmin adı, Fellini'nin o ana kadar yönettiği 6 uzun metrajlı, 2 kısa metrajlı (bu yarım film sayılmıştır) ve bir ortak yönetmenlik yaptığı filmin toplamı olan 8.5 rakamından gelir.
Film, "Yönetmenler Hakkında Filmler" listelerinde neredeyse her zaman 1 numarada yer alır.
Marcello Mastroianni, film boyunca Fellini'nin kendi kıyafetlerini ve aksesuarlarını kullanarak yönetmeni birebir taklit etmiştir.
Fellini, rüya ve gerçeklik sahneleri arasındaki geçişlerin daha akışkan ve şiirsel olması, ayrıca görsel kompozisyonun gücünü artırmak için bilinçli olarak siyah-beyazı tercih etmiştir.
Başlarda karmaşık gelebilir, ancak olay örgüsünden ziyade Guido'nun duygularına ve zihnindeki imgelere odaklanırsanız, filmin büyüleyici ritmine kendinizi kaptırmanız çok daha kolay olur.
Tamamen değil, ancak Fellini'nin kendi iç dünyasından, korkularından ve sanatsal krizlerinden derin izler taşıyan "ruhsal bir otobiyografi" olarak kabul edilebilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...