
Gerilim, Suç, Dram, Müzik, Romantik

Helen

Martin

Honda

Smokey

Amber

Bob

Old Man

Sonja

Sam

Frank
I Want You, İngiltere’nin gri ve rüzgarlı bir sahil kasabasında geçen, tutku ve intikamın iç içe geçtiği karanlık bir hikâyeyi anlatıyor. Martin, işlediği bir cinayet nedeniyle dokuz yıl hapis yattıktan sonra doğup büyüdüğü kasabaya geri döner. Tek bir amacı vardır: Eski sevgilisi Helen’i bulmak ve yarım kalan aşklarını yeniden alevlendirmek. Ancak Helen, Martin’in hapse girmesine neden olan olayları unutmaya çalışmış ve kendine yeni, huzurlu bir hayat kurmuştur.
Martin’in kasabaya gelişi, sadece Helen’in değil, kasabadaki diğer insanların hayatındaki dengeleri de bozar. Hikâyeye dahil olan dilsiz bir çocuk ve onun güzel kız kardeşi, Martin ile Helen arasındaki bu saplantılı çekimin sessiz tanıkları ve kurbanları haline gelirler. Geçmişin sırları gün yüzüne çıktıkça, "seni istiyorum" cümlesi romantik bir arzudan ziyade, kaçılması imkansız bir tehdide ve yıkıcı bir tutkuya dönüşür.
Filmin başrolünde, o dönem kariyerinin zirvesinde olan Rachel Weisz, Helen karakterine hayat veriyor. Weisz, korku ile arzu arasında sıkışıp kalmış bir kadının duygusal gelgitlerini muazzam bir derinlikle yansıtıyor. Ona eşlik eden Alessandro Nivola ise Martin rolünde, tekinsiz ve saplantılı aşık imajını son derece etkileyici bir soğukkanlılıkla canlandırıyor.
Kadroda dikkat çeken bir diğer isim olan Luka Petrušić, dilsiz çocuk rolünde kelimeler olmadan çok şey anlatan bir performans sergiliyor. Labina Mitevska ise Smokey rolüyle hikâyenin dramatik yapısını güçlendiriyor. Michael Winterbottom’ın oyuncu yönetimi, karakterlerin iç dünyasındaki huzursuzluğu izleyiciye doğrudan geçirmeyi başarıyor.
Yönetmen Michael Winterbottom, bu filmde sinematografik bir şölen sunuyor. Görüntü yönetmeni Slawomir Idziak’ın kullandığı yoğun renk filtreleri (özellikle altın sarısı ve derin maviler), kasabanın kasvetli havasını rüya ile kabus arasında bir atmosfere taşıyor. Film, klasik bir aşk hikâyesi bekleyenleri şaşırtacak kadar sert, melankolik ve rahatsız edici bir tona sahip. Müziklerin ve ses tasarımının kullanımı, sessizliğin bile bir gerilim unsuru olabileceğini kanıtlıyor.
Avrupa sinemasının ağır tempolu ama görsel olarak zengin yapımlarını seven izleyiciler bu filme bayılacaktır. Saf aksiyon yerine psikolojik derinlik ve karakter analizine önem verenler, saplantı ve tutku temalı dram filmleri hayranları için I Want You mutlaka izlenmesi gereken bir eser. Ayrıca Elvis Costello’nun aynı isimli şarkısının yarattığı o karanlık ve hüzünlü atmosferi sinemada hissetmek isteyenler de bu yapımı listesine eklemeli.
I Want You, aşkın her zaman iyileştirici bir güç olmadığını, bazen nasıl bir hapishaneye dönüşebileceğini cesurca gösteriyor. Filmin görsel dili o kadar güçlüdür ki, diyalogların azaldığı anlarda bile kamera her şeyi anlatmaya devam eder. 90’ların sonundaki bağımsız sinema ruhunu en iyi yansıtan, hem estetik hem de hikâye anlamında iz bırakan, izleyiciyi bittikten sonra uzun süre düşünmeye sevk eden nadir yapımlardan biridir.
Saplantılı Aşk: Sevginin mülkiyet tutkusuna ve tehlikeli bir takıntıya dönüşmesi.
Geçmişin Yükü: İşlenen bir suçun ve geçen yılların insan ruhunda bıraktığı silinmez izler.
İletişimsizlik: Karakterlerin dillerinin varlığına rağmen birbirlerine ulaşamamaları ve dilsiz bir çocuğun her şeyi görmesi.
Yalnızlık: Sahil kasabasının tecrit edilmişliğinde karakterlerin kendi iç dünyalarına hapsolması.
Eğer bu filmin yarattığı melankolik ve tutkulu atmosferi sevdiyseniz, Wong Kar-wai’nin Aşk Zamanı (In the Mood for Love) veya yine saplantılı bir aşkı konu alan Breaking the Waves (Dalgaları Aşmak) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca yönetmen Michael Winterbottom’ın diğer işleri ve Rachel Weisz’ın erken dönem psikolojik gerilim yapımları da benzer bir tat sunacaktır.
Filmin adı ve genel ruh hali, Elvis Costello’nun ünlü şarkısı "I Want You"dan esinlenmiştir ve şarkı filmde kilit bir rol oynar.
Görüntü yönetmeni Slawomir Idziak, daha sonra "Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı" gibi dev yapımlarda çalışmadan önce bu filmde renk paleti konusundaki ustalığını konuşturmuştur.
Film, Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmış ve görsel başarısından dolayı özel mansiyon almıştır.
Hayır, film herhangi bir kitaba dayanmıyor; ancak senaryosu oluşturulurken Elvis Costello'nun şarkısının temasından ve yarattığı duygudan büyük ölçüde ilham alınmıştır.
Evet, bu bir ana akım aksiyon filmi değildir. Karakterlerin duygularına ve atmosferin derinliğine odaklanan, sindirilerek izlenmesi gereken sanatsal bir dramadır.
Bu film, Weisz'ın sadece bir "yıldız" değil, aynı zamanda çok yetenekli bir dram oyuncusu olduğunu kanıtlamış ve ona Hollywood kapılarını daha geniş bir şekilde açmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...