

Angélique

Rachel

Loïc

David

Héloïse

Julien

Anita

Le commissaire

Claire Belmont

Jeanne
Angélique, sanat akademisinde okuyan, kendi halinde ve son derece tutkulu genç bir kadındır. Kalbi, evli ve yakında baba olacak olan başarılı bir kardiyolog olan Loïc için atmaktadır. Filmin ilk yarısı, Angélique’in gözünden bu imkansız aşkın romantik, umut dolu ve bir o kadar da hüzünlü detaylarına odaklanır. Onun dünyasında her şey Loïc’in de ona aşık olduğunu ancak çevresel faktörler nedeniyle bir türlü kavuşamadıklarını işaret etmektedir. Angélique, sevdiği adam için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdır.
Ancak hikâye orta noktasına ulaştığında, "kamera" her şeyi başa sarar ve aynı olayları bu kez Loïc’in perspektifinden izlemeye başlarız. Bu keskin dönüşle birlikte, romantik bir rüya gibi görünen sahneler yerini karanlık bir gerilim atmosferine bırakır. Angélique’in masum aşkının aslında erotomani adı verilen psikolojik bir saplantı olduğu ve karşı tarafa nasıl kabus dolu bir hayat yaşattığı gerçeğiyle yüzleşiriz. Laetitia Colombani imzalı bu yapım, bir platform filmi kadar sürükleyici ve zihin açıcı bir yapı sunuyor.
Filmin merkezinde, o dönem Amélie ile dünya çapında bir fenomen haline gelen Audrey Tautou yer alıyor. Tautou, canlandırdığı Angélique karakteriyle izleyiciyi önce kendine hayran bırakıyor, ardından o masumiyet maskesinin altındaki ürkütücü kararlılığı sergileyerek ters köşe yapıyor. Onun performansındaki bu ikili yapı, filmin editoryal başarısının en büyük anahtarı.
Loïc rolünde izlediğimiz Samuel Le Bihan ise, hayatı hiçbir suçu yokken bir saplantının kurbanı olan adamın çaresizliğini ve korkusunu büyük bir başarıyla yansıtıyor. Oyuncuların bu zıt kutuplardaki kimyası, hikâyenin inandırıcılığını artırırken, izleyiciyi "kime inanmalıyım?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Bu güçlü kadro, yapımı sıradan bir Fransız dram örneğinden çok daha öteye taşıyor.
Yönetmen Laetitia Colombani, bu ilk uzun metrajlı filminde oldukça riskli ama bir o kadar da zekice bir kurgu tekniği kullanıyor. Filmin ikiye bölünmüş yapısı, sinemanın gerçeği nasıl manipüle edebileceğine dair harika bir ders niteliğinde. Renk kullanımından kamera açılarına kadar her detay, ilk yarıda pembe bir masalı, ikinci yarıda ise gri bir kabusu destekleyecek şekilde tasarlanmış. Seviyor Sevmiyor (He Loves Me... He Loves Me Not), "aşk" kavramının hastalıklı bir boyuta ulaştığında ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteren etkileyici bir sanat filmi.
Psikolojik gerilimlerden hoşlanan, kurgu oyunlarıyla şaşırtılmayı seven ve Audrey Tautou’nun farklı bir yönünü görmek isteyen her sinemasever bu filmi izlemeli. Eğer "aşkın gözü kördür" sözünün klinik bir vaka olarak nasıl karşılık bulduğunu merak ediyorsanız, bu sarsıcı hikâye sizin için oldukça etkileyici bir deneyim olacaktır.
Bu film, sadece bir hikâye anlatmadığı, aynı zamanda izleyiciyi de kendi yargılarıyla yüzleştirdiği için izlenmeli. İlk yarıda karakterle empati kuran seyircinin, ikinci yarıda bu empatinin nasıl bir yanılsamaya dönüştüğünü görmesi sinematografik bir başarıdır. Aşkın, tutkunun ve deliliğin arasındaki o ince çizgiyi keşfetmek adına bu Fransız sineması örneği mutlaka listenizde yer almalı.
Algı ve Gerçeklik: Aynı olayların iki farklı bakış açısıyla nasıl taban tabana zıt yorumlanabileceği.
Erotomani: Birinin kendisine delice aşık olduğuna dair sarsılmaz ve hastalıklı inanç.
Saplantı: Sevginin bir mülkiyet ve kontrol arzusuna dönüşmesinin yıkıcı sonuçları.
Yalnızlık ve Yabancılaşma: Karakterin kendi yarattığı dünyada gerçeklikten kopuşu.
Bu filmin kurgusal oyunlarını ve psikolojik derinliğini sevdiyseniz, yine saplantılı bir ilişkiyi konu alan Fatal Attraction (Öldüren Cazibe) veya bir kadının zihinsel labirentlerinde dolaşan Mulholland Drive gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca Audrey Tautou’nun daha masum aşkını izlemek isterseniz kült yapım Amélie her zaman iyi bir tercihtir.
Film, çekildiği dönemde Audrey Tautou'nun "Amélie" imajını kırmak için seçtiği en cesur projelerden biri olarak kabul edilmiştir.
Filmin orijinal Fransızca adı "À la folie... pas du tout" (Delice... hiç de değil), bir papatya falı tekerlemesinden alınmıştır.
Yönetmen Colombani, senaryoyu yazarken gerçek psikiyatri vakalarından ve erotomani tanısı konmuş hastaların raporlarından ilham almıştır.
Film belirli bir kişiden ziyade, psikoloji literatüründe yer alan "De Clérambault Sendromu" (erotomani) vakalarından esinlenilerek kurgulanmıştır.
Angélique karakteri klasik bir "kötü" değildir; o, gerçeklik algısını yitirmiş ve yaptıklarının sonuçlarını muhakeme edemeyen, yardıma muhtaç ama tehlikeli bir karakterdir.
Evet, film oldukça çarpıcı ve karakterin saplantısının ne kadar köklü olduğunu gösteren, tartışmaya açık olmayan sarsıcı bir finalle noktalanıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...