

Tish Rivers

Alonzo "Fonny" Hunt

Sharon Rivers

Joseph Rivers

Mrs. Hunt

Frank Hunt

Hayward

Daniel Carty

Victoria Rogers

Ernestine Rivers
James Baldwin’in aynı adlı romanından uyarlanan film, 1970’li yılların Harlem atmosferinde geçer. Hikayenin merkezinde, çocukluklarından beri birbirine aşık olan Tish ve Fonny yer alır. Geleceğe dair umut dolu planlar yapan çiftin hayatı, Fonny’nin işlemediği bir suçla itham edilerek hapse atılmasıyla altüst olur. Tish, bu sırada hamile olduğunu öğrenir ve sevdiği adamın özgürlüğünü geri kazanmak için zamana karşı bir yarışa girer.
Film, sadece bir suç ve adalet arayışı değil, aynı zamanda sistemin çarkları arasında ezilen siyahi bir toplumun portresini çizer. Tish ve ailesinin hukuki mücadele için verdikleri büyük çaba, dönemin sosyal yapısını ve ırksal adaletsizliği gözler önüne serer. Hikaye, kederin ortasında bile filizlenen sevgiye ve aile bağlarının sarsılmaz gücüne odaklanır.
Anlatı, geçmiş ile günümüz arasında zarif geçişler yaparak Tish ve Fonny’nin aşkının saf ve masum temellerini izleyiciye aktarır. Bir yandan sistemin soğuk yüzüyle karşılaşırken, diğer yandan sinemanın estetik gücüyle bezenmiş romantik ve derinlikli bir yolculuğa tanıklık ederiz.
Filmin başrollerinde yer alan KiKi Layne (Tish) ve Stephan James (Fonny), ekran başında aralarındaki kimyayı izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyorlar. KiKi Layne, karakterinin hem kırılganlığını hem de çelikten iradesini sessiz ama güçlü bir performansla yansıtıyor. Stephan James ise haksızlığa uğramış bir adamın içindeki umudu ve çaresizliği bakışlarıyla anlatmayı başarıyor.
Performansların zirve noktasında ise Tish’in annesi Sharon rolüyle Regina King yer alıyor. King, bu rolüyle hak ettiği Oscar ödülünü kazanırken, kızının arkasında dağ gibi duran bir annenin fedakarlığını ve metanetini ustalıkla sergiliyor. Yan rollerdeki Colman Domingo ve Teyonah Parris gibi isimler de ailenin dinamiklerini zenginleştirerek oyuncu kadrosunun etkileyiciliğini tamamlıyor.
Yönetmen Barry Jenkins, Moonlight filminde yakaladığı o büyüleyici görsel dili bu filmde bir adım öteye taşıyor. Filmin her karesi bir tablo titizliğiyle işlenmiş. Nicholas Britell’in hüzünlü ve etkileyici müzikleri, sinematografinin pastel tonlarıyla birleşerek izleyiciyi hipnotik bir atmosferin içine çekiyor. Filmin temposu, bir dram filmi için olması gerektiği gibi ağır ama duygusal derinliği her saniye artan bir ritme sahip. Yönetmen, karakterlerin yüzlerine odaklanan yakın plan çekimleriyle izleyiciyi karakterlerin iç dünyasına doğrudan ortak ediyor.
Siyasi alt metni güçlü olan ve toplumsal meselelere duyarlı yaklaşan izleyiciler bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Eğer sinemada estetik görsellik ve şiirsel anlatım sizin için ön plandaysa, bu film tam size göre. Aynı zamanda dokunaklı bir aşk hikayesi arayanlar ve biyografi filmi tadında gerçekçi toplumsal portrelerden hoşlananlar için bu yapım kaçırılmaması gereken bir eserdir.
Film, trajediyi ajite etmeden, büyük bir zarafetle anlatmayı başarıyor. Klasik bir mahkeme dramasından ziyade, adaletsizliğin insan ruhunda açtığı yaraları ve bu yaraları sadece sevginin iyileştirebileceği fikrini savunuyor. James Baldwin’in edebi dehasının Barry Jenkins’in yönetmenliğiyle buluşması, filmi sadece bir uyarlama olmaktan çıkarıp başlı başına bir sanat eserine dönüştürüyor.
Koşulsuz Aşk: Tish ve Fonny’nin parmaklıklar ardında bile sönmeyen bağlılığı.
Irksal Adaletsizlik: 70’ler Amerika’sındaki sistemik ayrımcılığın bireyler üzerindeki yıkıcı etkisi.
Aile Dayanışması: Bir ailenin, haksızlığa karşı tüm kaynaklarını seferber ederek bir arada durma mücadelesi.
Umut ve Direniş: Karanlık bir dünyada doğacak olan yeni bir hayatın (bebeğin) temsil ettiği umut.
Eğer bu filmdeki atmosferi sevdiyseniz, aynı yönetmenin bir diğer başyapıtı olan ve kimlik arayışını merkezine alan Moonlight filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca ırksal gerilimleri ve sosyal adalet arayışını başarıyla işleyen Just Mercy de listenizde olması gereken bir diğer platform filmi seçeneğidir. Daha lirik bir anlatım arayanlar ise Fences gibi karakter odaklı dramlara yönelebilirler.
Film, ünlü yazar James Baldwin’in 1974 tarihli "If Beale Street Could Talk" romanının ilk İngilizce sinema uyarlamasıdır.
Regina King, canlandırdığı anne karakteri Sharon için Porto Riko’ya giden sahnelerin çekiminde dublör kullanmamış ve karakterin duygusal derinliğini korumak için yoğun bir hazırlık süreci geçirmiştir.
Yönetmen Barry Jenkins, senaryoyu 2013 yılında, yani Moonlight henüz çekilmeden önce, Baldwin’in mirasını koruyan vakıftan izin alabilmek için hazırlamıştı.
Film, James Baldwin’in kurgusal bir romanından uyarlanmış olsa da anlattığı adaletsizlikler ve toplumsal sorunlar o dönemin Amerika’sındaki binlerce gerçek hikayenin bir yansımasıdır.
Beale Street aslında Memphis’te bir sokaktır ancak filmde ve romanda bu isim, siyahi Amerikalıların maruz kaldığı ortak tecrübenin ve mücadelenin simgesi olarak kullanılır.
Sokağın Dili Olsa, klasik bir "mutlu son" yerine, hayatın tüm acımasızlığına rağmen umudun ve sevginin baki kaldığını gösteren gerçekçi ve buruk bir sona sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...