
Film, gizemli ve canlı bir okyanusa sahip olan Solaris gezegeninin yörüngesindeki bir uzay istasyonunda geçer. Psikolog Kris Kelvin, istasyondaki bilim insanlarının zihinsel sağlığını kontrol etmek ve tuhaf olayları araştırmak üzere oraya gönderilir. Ancak Kelvin, ayak bastığı andan itibaren bu devasa okyanusun sadece su kütlesinden ibaret olmadığını, insanın en gizli anılarını ve bastırılmış suçluluk duygularını maddeleştiren dev bir "ayna" olduğunu fark eder.
Solaris, izleyiciyi klasik bir uzay macerasından ziyade, "İnsan nedir?" ve "Gerçeklik nerede başlar?" gibi temel sorularla baş başa bırakır. Gezegenin yarattığı "ziyaretçiler", karakterlerin geçmişteki travmalarını ve sevdikleri insanları karşılarına çıkararak onları etik ve duygusal bir çıkmaza sürükler. Solaris filminde teknoloji ve keşif arzusu, yerini derin bir yalnızlık ve hatırlamanın acısına bırakır.
Tarkovski’nin imzasını taşıyan uzun sekanslar ve doğa görüntüleri, filmi türdeşlerinden ayırır. Solaris, sessizliğin ve suyun sesinin hikâyeyi anlattığı büyüleyici bir atmosfer sunar. Kris Kelvin’in istasyondaki izolasyonu ile Dünya’ya duyduğu özlem arasındaki tezat, seyirciyi hipnotize eden bir tempoyla işlenir. Solaris, her izleyişte yeni bir katmanı keşfedilen zamansız bir sanat eseridir.
Film boyunca karakterlerin yaşadığı gerilim, dış dünyadaki bir tehditten değil, kendi bilinçaltlarının karanlık köşelerinden kaynaklanır. Solaris içinde barındırdığı felsefi diyaloglarla, insanın evreni anlama çabasının aslında kendini tanıma çabasından başka bir şey olmadığını vurgular. Solaris'i izlemek, sadece bir hikâyeye tanık olmak değil, aynı zamanda kendi hatıralarınızla yüzleşmektir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...