
Suburbicon, dışarıdan bakıldığında bakımlı bahçeleri, güler yüzlü komşuları ve güvenli sokaklarıyla adeta bir cennet köşesidir. Ancak bu steril görüntünün altında, Lodge ailesinin sakladığı sırlar mahallenin huzurunu kökünden sarsmaya başlar. Gardner Lodge karakterine hayat veren Matt Damon, sıradan bir aile babasının nasıl bir kaosun içine sürüklenebileceğini ustalıkla sergiliyor.
Filmde olaylar, Lodge ailesinin evine yapılan bir baskınla fitilleniyor. Bu trajik olaydan sonra Suburbicon sakinleri için hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. İhanet, şantaj ve intikam üçgeninde sıkışan karakterler, hayatta kalmak için beklenmedik yollara başvuruyor. Filmin temposu yükseldikçe, izleyiciye "Gerçekten kime güvenebilirsin?" sorusunu sorduruyor.
Suburbicon, sadece bir suç ve gerilim filmi değil, aynı zamanda 1950’ler Amerika’sının toplumsal yapısına dair sert bir eleştiri sunuyor. Mahallede yükselen ırkçılık ve ötekileştirme, ana hikaye ile paralel bir şekilde ilerleyerek gerilimi katlıyor. İnsanların kendi kapılarının önündeki asıl tehlikeyi görmezden gelip dışarıdakine odaklanmaları, Suburbicon evreninin en çarpıcı ironilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Julianne Moore’un çift karakterle devleştiği, Oscar Isaac’in ise kısa ama etkili performansıyla renk kattığı Suburbicon, görsel diliyle de izleyiciyi o dönemin içine çekmeyi başarıyor. Pastel renklerin hakim olduğu bu kasabada, akan kanın ve patlayan öfkenin yarattığı kontrast filmi unutulmaz kılıyor. Eğer kara komedi unsurlarıyla harmanlanmış bir gizem hikayesi arıyorsanız, bu film tam size göre.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...