Drive, Los Angeles’ın neon ışıklarıyla aydınlanmış tekinsiz sokaklarında, ismi asla telaffuz edilmeyen bir şoförün minimalist hayatına odaklanıyor. Şoför, Hollywood setlerinde tehlikeli sahnelerin dublörlüğünü yaparken, geceleri yüksek adrenalinli soygunların kaçış şoförü olarak direksiyon sallamaktadır. Hayatı kurallardan ve sessizlikten ibaret olan bu adamın dünyası, kapı komşusu Irene ve onun küçük oğluyla tanışmasıyla değişmeye başlar. Duygusal bağ kurmaktan kaçınan Şoför, Irene’in hapisteki kocası Standard’ın eve dönüşüyle kendini bir kaosun içinde bulur.
Standard, hapishanede edindiği borçları ödemek için tehlikeli bir soyguna zorlandığında, Şoför ona yardım etmeye karar verir. Ancak işler planlandığı gibi gitmez ve basit bir soygun, kanlı bir ihanete dönüşür. Şoför, sevdiği kadını ve çocuğunu korumak için Los Angeles’ın yer altı dünyasının en acımasız isimlerine karşı tek başına bir savaş başlatır. Film, bir şoförün profesyonel sessizliğinin, vahşi ve durdurulamaz bir şiddet patlamasına evrilişini stilize bir dille işliyor.
Ryan Gosling, Şoför rolünde neredeyse hiç konuşmadan, sadece bakışları ve duruşuyla karakterin gizemini ve içindeki potansiyel şiddeti muazzam bir başarıyla yansıtıyor. Carey Mulligan, Irene karakterine kattığı masumiyetle filmin en sert sahnelerinde bile insani bir sıcaklık hissettiriyor. Bryan Cranston, Şoför’ün hem akıl hocası hem de arkadaşı olan Shannon rolünde oldukça etkileyici bir performans sergiliyor.
Filmin kötü adamları rollerinde ise Albert Brooks ve Ron Perlman, alışılagelmiş mafya tiplemelerinden uzak, çok daha tekinsiz ve ürkütücü karakterlere hayat veriyorlar. Özellikle Albert Brooks’un sakin ama ölümcül karakteri, filmin gerilim dozajını zirveye taşıyor. Oscar Isaac ise Irene’in eşi Standard rolünde, hikâyenin trajik kırılma noktasını başarıyla temsil ediyor.
Yönetmen Nicolas Winding Refn, Drive ile modern sinemanın en şık ve stilize yapımlarından birine imza atıyor. 80’lerin estetiğini yansıtan renk paleti, synth-pop türündeki ikonik müzikleri ve ağır çekim sahneleriyle film, bir sinema eserinden ziyade bir görsel şiir tadında. Tempo, genellikle ağır ve gergin ilerlerken, şiddet sahneleri aniden ve sarsıcı bir netlikle ortaya çıkıyor. Drive, sadece bir araba yarışı filmi değil, derin bir karakter incelemesi ve görsel bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Atmosferin ve görsel anlatımın diyaloglardan daha ön planda olduğu yapımları seven izleyiciler bu filme hayran kalacaktır. 80’li yılların neon estetiğine ve elektronik müziklerine ilgi duyanlar ile Ryan Gosling’in minimalist oyunculuğunu takdir eden sinemaseverler Drive’ı mutlaka izlemelidir. Suç dünyasının arka sokaklarında geçen, hem romantik hem de son derece sert bir gerilim arayanlar için bu yapım eşsiz bir tercihtir.
Bu film, "kaçış şoförü" türündeki klişeleri yıkarak, izleyiciye estetik ve şiddetin kusursuz bir uyumunu sunuyor. Cliff Martinez’in müzikleriyle bütünleşen sahneler, izleyiciyi Los Angeles gecelerinde rüya gibi bir yolculuğa çıkarıyor. Hem bir sanat filmi derinliği taşıması hem de bir suç draması heyecanı vermesi, Drive’ı benzerlerinden ayıran en büyük özelliktir. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan yapım, modern klasiklerin en başında yer alıyor.
Yalnızlık ve İzole Hayat: Şoför karakterinin toplumdan ve duygulardan yalıtılmış varoluş mücadelesi.
Şiddet ve Fedakârlık: Sevilen birini korumak için başvurulan kaçınılmaz ve çiğ şiddet.
Kader ve Seçimler: Bir anlık yardım etme kararının, insanın hayatını nasıl geri dönülemez bir yola soktuğu.
Eğer Drive'ın sessiz kahraman ve stilize suç dünyası temasını sevdiyseniz, bir başka kült yapım olan Taxi Driver (Taksi Şoförü) benzer bir yalnızlık atmosferi sunar. Daha modern bir aksiyon ve kaçış teması için Edgar Wright imzalı Baby Driver daha enerjik bir alternatif olabilir. Ayrıca Michael Mann’ın Los Angeles gecelerini en az bu film kadar etkileyici anlattığı Collateral da güçlü bir gerilim seçeneğidir.
Filmin senaryosu James Sallis’in aynı adlı kısa romanından uyarlanmıştır. Ryan Gosling, rolüne hazırlanmak için filmde kullandığı 1973 model Chevrolet Malibu arabayı bizzat tamir etmiş ve karakterin araba ustalığını gerçeğe dökmüştür. Ayrıca filmdeki meşhur akrep işlemeli ceket, 1950’lerin Japon hatıra ceketlerinden ve Kenneth Anger’ın deneysel filmlerinden esinlenerek tasarlanmıştır.
Drive içinde yüksek tempolu sahneler barındırsa da, genel yapısı itibarıyla atmosferik bir suç draması ve gerilim filmidir; hıza değil, duyguya ve gerginliğe odaklanır.
Yönetmen, karakteri bir isimden ziyade bir sembol veya efsanevi bir figür olarak resmetmek istediği için ona sadece "Şoför" (The Driver) denilmesini tercih etmiştir.
Evet, Drive şiddeti stilize etse de oldukça çiğ ve sarsıcı sahneler içerir; özellikle asansör sahnesi sinema tarihinin en ikonik ve rahatsız edici şiddet sekanslarından biri olarak kabul edilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...