
Yönetmen Salomé Jashi, Gürcistan'ın kıyı köylerinde geçen, neredeyse mitolojik bir öyküyü belgeliyor. Güçlü ve gizemli bir adam (ülkenin eski başbakanı Bidzina Ivanishvili), kendine özel bir dendrolojik park kurmak için ülkenin dört bir yanındaki asırlık, devasa ağaçları satın alır. Film, bu devasa ağaçların köklerinden sökülmesini, evlerin yıkılmasını, yolların genişletilmesini ve ağaçların dikey bir şekilde dev gemilerle Karadeniz üzerinden taşınmasını takip eder.
Bu süreç, sadece teknik bir taşıma işlemi değil; bir toplumun belleğinin, gölgesinin ve çocukluk anılarının sökülüp götürülmesidir. Köylülerin bir kısmı bu duruma ekonomik getiri için sevinirken, bir kısmı sessiz bir yas tutar. Taming the Garden, bir insanın doğayı kendi arzularına göre yeniden dizayn etme çabasının etik ve çevresel bedellerini sessizce ama derinden sorgulayan bir film önerisi.
Bu bir belgesel olduğu için geleneksel oyuncular yoktur; asıl başroller asırlık ağaçlar ve onları yerinden söken dev iş makineleridir:
Devasa Ağaçlar: Filmin asıl trajik kahramanlarıdır. Denizin ortasında dev bir gemide yüzen dikey bir ağacın görüntüsü, sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden biri olarak kabul edilir.
Köylüler: Evlerinin önündeki ağaç sökülürken tartışan, para pazarlığı yapan veya sadece giden ağacın arkasından bakan yerel halk.
İşçiler: Doğayı parçalara ayırıp "ehlileştiren", bu devasa operasyonun teknik yürütücüleri.
Salomé Jashi, kamerasını bir gözlemci gibi yerleştirir; hiçbir dış ses veya anlatıcı kullanmaz. Filmin gücü, muazzam sinematografisinden ve sahnelerin gerçeküstü doğasından gelir. Bir ağacın, bir binadan daha yüksek bir şekilde denizde süzülmesi görüntüsü, izleyiciye kendisini bir bilim kurgu filminde gibi hissettirir. Film, modern kapitalizmin ve siyasi gücün, doğa üzerindeki mutlak hakimiyetini "sessiz bir korku filmi" estetiğiyle sunar.
Çevre bilinci yüksek olanlar, yavaş sinema (slow cinema) sevenler ve sinemada görselliği her şeyin önünde tutanlar için bu film bir zorunluluktur. Eğer doğa-insan ilişkisi üzerine felsefi bir yolculuğa çıkmak ve alışılmadık bir belgesel izlemek istiyorsanız, bu yapım sizi büyüleyecektir.
Bu film, "para her şeyi satın alabilir mi?" sorusunu bir ağacın kökleri üzerinden soruyor. Sökülen her ağaçla birlikte bir yerel tarihin nasıl silindiğini ve gücün doğayı nasıl bir oyuncak haline getirebildiğini görmek, sarsıcı bir deneyim. Görsel olarak o kadar etkileyici sahneler barındırıyor ki, her karesi bir fotoğraf sergisine aitmiş gibi hissettiriyor.
Yerinden Edilme: Sadece insanların değil, doğanın ve belleğin de sürgün edilmesi.
Güç ve İktidar: Zenginliğin, bir coğrafyanın ekosistemini ve manzarasını kişisel bir hobi için değiştirebilmesi.
Doğanın Sessizliği: İnsanın gürültülü makinelerine karşı doğanın asaletini koruyan suskunluğu.
Bellek Kaybı: Bir köyün simgesi olan ağacın gitmesiyle oluşan kültürel boşluk.
Doğanın sanayileşme ve insan eliyle dönüşümünü işleyen yapımları seviyorsanız, insanların dünya üzerindeki fiziksel etkisini anlatan Anthropocene: The Human Epoch veya yine Gürcistan sinemasından doğa ile insanın çatışmasını işleyen Corn Island sizin için harika birer film önerisi olabilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...