
Afterglow, Montreal'de yaşayan iki farklı çiftin hikayesini odağına alıyor. Bir yanda tamir işlerinde olduğu kadar kadınları etkileme konusunda da yetenekli olan Lucky Mann ve geçmişin hayaletleriyle yaşayan eski oyuncu karısı Phyllis; diğer yanda ise iş kolik eşi Jeffrey tarafından ihmal edilen, anne olma arzusuyla yanıp tutuşan Marianne. Bu dört karakterin yollarının kesişmesi, sadece fiziksel bir çekimi değil, aynı zamanda ruhsal bir hesaplaşmayı da beraberinde getiriyor.
Filmde karakterler, kendi evliliklerindeki eksiklikleri yabancıların kollarında aramaya başlıyor. Afterglow, aldatma temasını yüzeysel bir yasak aşk hikayesi olarak değil, bireylerin kendi yalnızlıklarından kaçış çabası olarak ele alıyor. Nick Nolte’nin hayat verdiği Lucky karakteri ile Julie Christie’nin canlandırdığı Phyllis arasındaki o hüzünlü ama kopmaz bağ, izleyiciye "gerçek sevgi nedir?" sorusunu defalarca sorduruyor.
Afterglow denilince akla gelen ilk şeylerden biri, kuşkusuz Julie Christie’nin Oscar adaylığı getiren muazzam oyunculuğu. Canlandırdığı Phyllis karakterinin kırılganlığı, melankolisi ve hüzünlü zarafeti, filmin atmosferini bambaşka bir seviyeye taşıyor. Yönetmen Alan Rudolph, bu karakterlerin iç dünyasını yansıtırken loş ışıklar ve etkileyici diyaloglar kullanarak sinematografik bir şölen sunuyor.
Sıradan bir romantik dramdan çok daha fazlasını vaat eden Afterglow, hayatın içindeki tesadüflerin ve yanlış kararların insanı nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor. Film boyunca karakterlerin birbirine tutunma şekilleri, izleyiciyi hem güldüren hem de derinden etkileyen anlara sürüklüyor. Eğer kalıpların dışında, karakter odaklı ve entelektüel derinliği olan bir yapım arıyorsanız, bu film tam size göre.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...