
Joel Schumacher'in yönetmen koltuğunda oturduğu Phone Booth, izleyiciyi New York’un kalbinde, daracık bir telefon kulübesine hapsediyor. Film, kibri ve yalanlarıyla örülü hayatını sürdüren medya danışmanı Stu Shepard'ın (Colin Farrell), çalan bir ankesörlü telefonu açmasıyla başlayan kabusunu konu alıyor. Phone Booth, sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda karakterin kendi vicdanıyla girdiği sert bir hesaplaşma.
Bir filmin %90’ının tek bir noktada geçmesi kulağa riskli gelse de, Phone Booth bu riskin altından başarıyla kalkıyor. Görünmeyen bir nişancının hedefinde olan Stu, telefonu kapattığı an öleceğini bildiği için o dar alanda sıkışıp kalıyor. Film, klostrofobik atmosferi ve hızlı kurgusuyla "gerçek zamanlı" bir gerilim deneyimi sunarken, izleyiciye "Ben olsam ne yapardım?" sorusunu her saniye sorduruyor.
Phone Booth filmini asıl etkileyici kılan unsurlardan biri, telefonun ucundaki o gizemli ve manipülatif sestir. Nişancı, Stu’nun tüm günahlarını biliyor ve onu tüm şehrin gözü önünde itiraf etmeye zorluyor. Aksiyonun hiç düşmediği bu hikayede, polislerle olan gergin bekleyiş ve medya ordusunun kulübenin etrafını sarması, Phone Booth temposunu zirveye taşıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...