
The Alphabet, yönetmenin o dönemki eşi Peggy Lynch’in yeğeninin uykusunda alfabeyi sayarken yaşadığı bir kabustan ilham alınarak yaratılmıştır. Film, beyazlar içindeki genç bir kadının yatağında huzursuzca yatmasıyla başlar. Ancak bu sıradan bir uyku değil, harflerin ve seslerin birer saldırgana dönüştüğü sürrealist bir süreçtir. Alfabenin her harfi, kadının zihninde organik birer yapıya bürünerek ona fiziksel ve ruhsal bir baskı uygular.
Görüntüler, canlı çekimler ile Lynch’in kendine has grotesk animasyonlarının iç içe geçtiği bir yapıdadır. Harfler duvardan fışkırır, havada süzülür ve bir noktadan sonra kadının bedenine sızmaya başlar. Çocuksu bir sesin alfabeyi ezberletmeye çalışan monoton tınısı, arka planda duyulan rüzgar uğultuları ve boğuk seslerle birleşince, eğitimin ve öğrenmenin yarattığı travmatik bir baskı hissi uyandırır.
Kısa filmin doruk noktası, kadının ağzından fışkıran kan benzeri bir sıvının bembeyaz çarşafları kirletmesidir. Bu an, masumiyetin ve öğrenme sürecinin nasıl bir "ihlal" haline gelebileceğini simgeler. Lynch, sadece dört dakika içinde izleyiciyi bir harf diziliminden korkmaya iten, klostrofobik bir evren inşa eder.
Peggy Lynch, filmdeki isimsiz kadın rolünde, sadece yüz ifadeleri ve bedensel kasılmalarıyla dehşeti yansıtır. Yüzündeki aşırı beyaz makyaj, onu bir tiyatro maskesine veya bir cesede yaklaştırarak gerçeklikten koparır. Performansı, bir karakter canlandırmaktan ziyade, bir kabusun içindeki pasif bir kurbanı sembolize eder.
Filmin diğer "oyuncuları" ise Lynch’in elinden çıkan animasyon harflerdir. Bu harfler, cansız semboller olmaktan çıkıp, kendi iradeleri olan tekinsiz varlıklara dönüşürler. Seslendirme tarafında kullanılan çocuk sesleri ise saflık ile ürperticilik arasındaki o ince çizgiyi mükemmel bir şekilde korur.
Bu kısa film, Lynch’in sanatsal dilindeki "ses ve görüntü uyumsuzluğu" kavramının en erken ve en saf örneklerinden biridir. Yönetmenlik tarzı, bir hikaye anlatmaktan ziyade bir bilinçaltı imajını perdeye yansıtmaya odaklıdır. Renk kullanımı (siyah, beyaz ve kırmızının baskınlığı), filmin görsel sertliğini artırır. Tempo, bir kabusun mantığıyla hareket eder; tutarsız, ani ve sarsıcıdır.
David Lynch’in dehasının nasıl şekillendiğini merak edenler ve deneysel sinema tarihine ilgi duyanlar için bu film mutlak bir izleme listesi maddesidir. Sürrealizmden ve rüya mantığıyla ilerleyen anlatılardan keyif alan sanatseverler bu yapımdan etkilenecektir. Eğer görsel sanatlar ve sinemanın sınırlarının nerede kesiştiğini görmek istiyorsanız, The Alphabet size bu cevabı dört dakikada verecektir.
The Alphabet, eğitimin ve toplumsal kalıpların bireyin zihninde yarattığı "şiddeti" en sanatsal haliyle gösterir. Lynch’in ressamlık geçmişinin sinemasına nasıl bir estetik kattığını anlamak için bu film kilit bir öneme sahiptir. Sinema tarihinde nadir görülen bir atmosfer yoğunluğuna sahip olması ve Eraserhead gibi başyapıtların görsel atası olması nedeniyle mutlaka görülmelidir.
Eğitim Travması: Bilginin ve kuralların (alfabe) bireye zorla empoze edilmesinin yarattığı içsel korku.
Masumiyetin Kaybı: Çocuksu öğelerin (tekerleme, harfler) tekinsiz birer silaha dönüşmesi.
Bedensel İstila: Dışsal sembollerin zihne ve vücuda izinsiz sızması.
Rüya Mantığı: Gerçekliğin parçalanması ve mantık dışı olayların yarattığı dehşet.
Lynch’in bu dönemine ait Büyükanne (The Grandmother) ve Altı Adam Hasta Oluyor (Six Men Getting Sick) filmleri, bu yapımla organik bir bağ içindedir. Ayrıca sürrealist sinemanın öncüsü sayılan Maya Deren imzalı Meshes of the Afternoon veya Jan Švankmajer’in animasyonları da benzer bir rahatsızlık ve hayranlık uyandırabilir.
Film, David Lynch’in kazandığı bir burs sayesinde aldığı 16mm kamera ile kendi evinde çekilmiştir.
Lynch, bu filmi yaparken animasyon tekniklerini kendi kendine öğrenmiş ve her bir kareyi elle boyamıştır.
Filmin ses kuşağı o kadar katmanlıdır ki, Lynch sesleri kaydedebilmek için stüdyo yerine banyosunu kullanmış, yankı ve boğukluk etkisini orada yakalamıştır.
Geleneksel anlamda bir "slasher" veya korku filmi olmasa da, psikolojik ve atmosferik olarak pek çok korku filminden daha sarsıcıdır. "Deneysel korku" kategorisine sokulabilir.
Lynch’e göre harfler, dış dünyadan zihnimize giren ve bizi şekillendirmeye çalışan ilk otoriter yapıları temsil eder. Bu yüzden filmde birer işgalci gibi resmedilmişlerdir.
Hayır, Lynch o dönemde resimlerinde kullandığı boyaları ve sıvıları kullanarak bu görsel efekti yaratmıştır. Kırmızının beyaz üzerindeki etkisi, filmin en ikonik görselidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...