

Self

Self

Self

Self

Self

Self

Self

Self

Self

Self
The Love We Make, sinema tarihinin en büyük belgeselcilerinden Albert Maysles’in (Gimme Shelter) objektifinden, 11 Eylül sonrası Manhattan sokaklarına ve bir efsanenin vicdani sorumluluğuna odaklanıyor. 11 Eylül sabahı New York’ta bir uçakta bulunan Paul McCartney’nin, saldırıların ardından şehrin kahramanları (itfaiyeciler, polisler ve kurtarma ekipleri) için düzenlediği "The Concert for New York City" hazırlık sürecini konu alıyor. Bu belgesel, sadece bir konser filmi değil, aynı zamanda yas tutan bir şehrin müzikle nasıl ayağa kalktığının editoryal bir günlüğüdür.
Film, McCartney’nin provizyon odalarından New York’un dumanı tüten sokaklarına kadar her anını siyah-beyaz bir estetikle takip ediyor. David Bowie, Mick Jagger, Jay-Z ve Eric Clapton gibi dev isimlerin kulis arkasındaki endişeli ama kararlı hallerini tüm çıplaklığıyla sunuyor. Yapım, trajedinin ardından sanatın birleştirici gücünü ve bir toplumun "yıkılmadık" deme iradesini, Maysles’in "doğrudan sinema" (cinéma vérité) tarzıyla izleyiciye hissettiriyor.
Belgeselin merkezinde, tüm samimiyeti ve hüzünlü enerjisiyle Sir Paul McCartney yer alıyor. Ona, o dönem New York’ta bulunan ve dayanışma için bir araya gelen dev bir kadro eşlik ediyor: David Bowie, Mick Jagger, Keith Richards, Eric Clapton, Billy Joel ve Jay-Z gibi isimler, hem sahnede hem de kulis arkasındaki doğal halleriyle görülüyor. Ayrıca filmde, New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve şehrin asıl kahramanları olan ilk müdahale ekiplerinin (first responders) yürek burkan ama umut dolu tanıklıkları editoryal bir derinlik katıyor.
Albert Maysles ve Bradley Kaplan, bu belgeselde 1960’lardaki Beatles belgesellerinin ruhunu 21. yüzyılın en büyük trajedisiyle birleştiriyor. Siyah-beyaz çekim tercihi, yaşanan acının ağırlığını ve New York’un o dönemki puslu havasını mükemmel yansıtıyor. Filmin ritmi, kulis arkasındaki heyecanlı koşuşturma ile stadyumdaki devasa performansların görkemi arasında kusursuz bir denge kuruyor. Bu yapım, müziğin sadece eğlence değil, bir toplumu tedavi etme aracı olduğunun en güçlü kanıtlarından biridir.
Beatles ve Paul McCartney hayranlarının yanı sıra, yakın tarihin en kritik dönüm noktalarından biri olan 11 Eylül sonrasının toplumsal psikolojisini merak eden herkes bu belgeseli izlemeli. Eğer büyük müzik etkinliklerinin perde arkasını ve efsanevi sanatçıların en savunmasız, en insani hallerini görmeyi seviyorsanız, bu belgesel sizin için vazgeçilmez bir arşiv niteliği taşıyacaktır.
Trajedinin ortasında yeşeren umudu ve "the love we make" (yarattığımız sevgi) kavramının ne kadar hayati olduğunu görmek için izlenmeli. David Bowie’nin o meşhur performansının hazırlıklarını görmek veya McCartney’nin New York halkıyla kurduğu o içten bağı hissetmek, sinema ve müzik tarihine dair eşsiz bir deneyim sunuyor.
Dayanışma: Acı bir olayın ardından sanatçıların ve halkın tek vücut olması.
Müziğin İyileştirici Gücü: Melodilerin yas sürecindeki tedavi edici rolü.
Kentsel Kimlik: New York’un direnci ve teslim olmayan ruhu.
Bu tarz "konser ve dayanışma" odaklı yapımları seviyorsanız, 1971 yapımı The Concert for Bangladesh veya efsanevi Live Aid görüntülerini içeren belgesellere göz atabilirsiniz. Ayrıca Maysles'in diğer işleri olan The Beatles: The First U.S. Visit de benzer bir sinematik tat sunar.
Belgesel, konserden tam 10 yıl sonra, 2011’de yayınlanmıştır. Albert Maysles, 1964 yılında Beatles’ın Amerika’ya ilk gelişini de filme alan yönetmendir; bu filmle McCartney ile olan sinematik dostluğunu 11 Eylül gibi tarihi bir olayla taçlandırmıştır. Filmde McCartney’nin New York sokaklarında tanınmadan yürümeye çalışırken itfaiyecilerle kurduğu diyaloglar, yapımın en içten anları olarak kabul edilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...