
Dram
Peru'daki iç savaş döneminde tecavüze uğrayan kadınların, yaşadıkları korku ve acıyı emzirdikleri bebeklerine sütleri aracılığıyla geçirdiklerine dair yaygın bir inanış vardır; buna "Acı Süt" hastalığı denir. Fausta, bu korkuyla büyümüş, annesinin yaşadığı travmayı ruhunda ve bedeninde taşıyan genç bir kadındır. Annesinin ani ölümüyle Fausta, hem bu ağır mirasa sahip çıkmak hem de annesini köylerine götürüp düzgünce defnetmek zorunda kalır.
Ancak Fausta'nın korkusu sadece ruhsal değildir; kendisini dış dünyadan ve erkeklerden korumak için vajinasına yerleştirdiği bir "patates", onun hem savunma kalkanı hem de fiziksel acısının kaynağıdır. Film, Fausta'nın bu derin korkuyu yenme, annesine veda etme ve kendi özgürlüğünü çiçek açtırma sürecini, Peru'nun yerel ezgileri ve düğün gelenekleri fonunda ağır ama büyüleyici bir dille işler.
Filmin kalbinde, Fausta rolüyle büyüleyici bir performans sergileyen Magaly Solier yer alıyor. Solier, karakterin içsel hapishanesini, az konuşan ama her bakışıyla acısını hissettiren duruşuyla muazzam bir şekilde yansıtıyor. Özellikle film boyunca söylediği hüzünlü Quechua şarkıları, izleyiciyi Peru’nun mistik derinliklerine çekiyor.
Yönetmen Claudia Llosa, Fausta'nın çalıştığı evin sahibi olan zengin hanımefendi karakteri üzerinden sınıfsal farkları ve sanatın sömürüsünü de kadroya dahil ediyor. Oyuncu kadrosundaki diğer isimler, Peru’nun banliyölerindeki kaotik ama renkli yaşamı, yerel düğünlerin absürtlüğünü ve halkın inançlarını son derece doğal bir şekilde canlandırıyor.
Claudia Llosa tarafından yönetilen film, 2010 yılında Peru sinema tarihinde bir ilki gerçekleştirerek "En İyi Yabancı Dilde Film" dalında Oscar adaylığı elde etmiştir. Sinematografik açıdan film, kuru ve tozlu Peru manzaraları ile Fausta’nın içindeki kırılgan dünya arasında görsel bir köprü kurar. "Vajinadaki patates" metaforu, savaşın ve şiddetin kadın bedeninde nasıl somut bir büyüye veya çürümeye dönüştüğünü simgeler. Sadece bir travma hikâyesi değil, aynı zamanda bir yas ve iyileşme destanı olan bu yapım, dünya sinemasında "büyülü gerçekçilik" akımının en özgün örneklerinden biridir.
Antropolojik sinemaya ilgi duyan, yerel kültürlerin ve mitlerin modern dünya ile çatışmasını seven herkes bu filmi izlemeli. Eğer standart anlatıların dışına çıkan, sembollerle dolu ve hızı düşük ama etkisi yüksek dramları seviyorsanız bu drama filmi sizi tatmin edecektir. Kadın hakları, savaşın sivil kurbanları ve toplumsal bellek üzerine kafa yoran izleyiciler için de oldukça sarsıcı bir deneyimdir.
Bu filmi izlemek için en önemli sebep, şiddetin sadece yaşandığı anda kalmadığını, nesiller boyu nasıl aktarıldığını bir "süt" metaforu üzerinden görmektir. Fausta’nın sessiz direnişi ve bedenine yerleştirdiği o tuhaf koruma yöntemi, izleyiciye travmanın ne kadar yaratıcı ve bir o kadar da yıkıcı olabileceğini gösterir. Ayrıca Peru’nun yerel şarkıları ve görsel kompozisyonları, sinemanın bir hikâye anlatmaktan öte, bir duygu inşa etme sanatı olduğunu kanıtlıyor.
Toplumsal Bellek ve Travma: Savaş sonrası kadınların taşıdığı görünmez yaralar.
Kadın Bedeni Üzerinde Otorite: Fausta'nın kendi bedenini koruma yöntemi olarak seçtiği sert yöntem.
Yas ve Özgürleşme: Annenin defin süreciyle birlikte Fausta'nın kendi hayatına "çiçek açması".
Eğer bu filmin büyülü gerçekçiliğini ve kadın merkezli anlatısını sevdiyseniz, The Milk of Sorrow (filmin İngilizce adı) ile benzer sularda yüzen Madeinusa (yine bir Claudia Llosa filmi) veya Latin Amerika'nın sert gerçekliğini mistik ögelerle harmanlayan Birds of Passage filmlerini izleyebilirsiniz.
Başrol oyuncusu Magaly Solier, çekimlerden önce gerçek hayatta da Peru’da tanınan bir şarkıcı ve yerel bir aktivistti.
Vajinaya patates yerleştirme eylemi, Peru iç savaşı döneminde kadınların tecavüzden korunmak için gerçekten kullandıkları bir yöntemden ilham alınmıştır.
Film, Berlin Film Festivali'nde ana ödül olan Altın Ayı'yı kazanan ilk Peru yapımıdır.
Tıbbi literatürde yer almasa da, Peru'nun kırsal kesimlerinde travmanın süt yoluyla çocuğa geçtiğine dair güçlü bir kültürel ve psikolojik inanç bulunmaktadır.
Patates, hem Fausta'nın maruz kaldığı şiddete karşı kurduğu fiziksel bir duvarı hem de bu travmanın vücudunda "kök salıp" onu içten içe nasıl çürüttüğünü simgeler.
Film, Peru'nun resmi dillerinden olan İspanyolca ve yerli dili olan Quechua dillerinde çekilmiştir; bu da yerel dokunun korunmasını sağlamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...