
Animasyon
Film, dış dünyadan tamamen izole, yemyeşil tepelerin arasında kurulmuş küçük ve huzurlu bir köyde geçer. Ancak bu pastoral sessizlik sadece bir illüzyondur. Köyün her bir sakini; dedikoduyla beslenen yaşlı kadınlar, birbirini gözetleyen komşular ve gizli günahlarını saklamaya çalışan figürlerle doludur.
Olaylar, köydeki kilisenin rahibinin bir karıncayı ezmesiyle başlayan küçük ama zincirleme bir absürtlük silsilesini takip eder. Köylüler sürekli birbirlerini izler, yargılar ve başkalarının hayatlarındaki çatlakları ararlar. Bu küçük toplulukta mahremiyet diye bir şey yoktur; pencerelerden dikizleyen gözler, kapı eşiklerinden duyulan fısıltılar sosyal dokunun temelini oluşturur. Film, bir yandan gündelik hayatın rutinini resmederken, diğer yandan bu toplu ikiyüzlülüğün ve gözetleme kültürünün nasıl bir canavara dönüşebileceğini trajikomik bir dille anlatır.
Ünlü animasyon sanatçısı Mark Baker'ın elinden çıkan bu yapım, 1993 yılında yayınlandığında büyük ses getirmiştir. Filmin en karakteristik özelliği, kendine has çizim tarzıdır. Baker, kalın çizgiler ve parlak ama biraz da tekinsiz renk paletiyle, izleyiciyi hem masalsı hem de huzursuz edici bir dünyanın içine çeker. 1994 yılında En İyi Kısa Animasyon Filmi dalında Oscar’a aday gösterilen yapım, aynı zamanda prestijli Annecy Kristal Ödülü'nü kazanmıştır.
Teknik açıdan bakıldığında, filmde diyalog kullanılmaması dikkat çekicidir. Hikaye tamamen görsel metaforlar, karakterlerin jestleri ve çevre sesleri üzerinden ilerler. Bu dilsiz anlatım tarzı, köydeki iletişimsizliği ve sahte nezaketi daha etkileyici bir şekilde vurgular. The Village, animasyonun sadece çocuklar için olmadığını kanıtlayan, toplumbilimsel bir deney niteliğindeki editoryal bir başarıdır.
Sosyolojik gözlemlerden hoşlananlar, kara mizah sevenler ve minimalist ama güçlü bir anlatım arayan sinemaseverler bu filmi mutlaka izlemelidir. Toplum baskısı, mahalle kültürü ve insan psikolojisi üzerine kafa yoranlar için bu kısa film bir hazinedir. Eğer 15 dakika içinde hem güldüren hem de üzerine derin derin düşündüren kaliteli bir platform filmi arıyorsanız, Mark Baker’ın bu köyüne mutlaka uğramalısınız.
Bu film, "Küçük yerlerde herkes birbirini tanır" sözünün aslında ne kadar tekinsiz bir anlama gelebileceğini gösterdiği için izlenmelidir. The Village, medeniyetin ve dini kurumların örtmeye çalıştığı hayvansal içgüdülerin ve kötücüllüğün, en masum görünen yerlerde bile nasıl filizlendiğini ustalıkla işler. Her karesi bir tablo gibi işlenmiş olan bu yapım, izleyiciye bir biyografi karakterinin gelişimini izler gibi toplumsal bir çöküşü izletir. Sadelik ve derinlik arasındaki o kusursuz dengeyi görmek için izlenmeye değerdir.
Gözetleme ve Mahremiyet: Toplumun bireyi sürekli denetim altında tutması ve özel hayatın yok oluşu.
İkiyüzlülük: Dışarıya karşı "iyi ve dindar" görünen insanların gizli dünyalarındaki yozlaşma.
Sürü Psikolojisi: Bireysel suçların toplu bir cinnete veya kolektif bir cezalandırmaya dönüşmesi.
İzolasyonun Etkisi: Dış dünyaya kapalı topluluklarda normların nasıl çarpıklaştığı.
Bu köy atmosferini ve toplumsal eleştiriyi sevdiyseniz şu yapımlara da bakmalısınız:
The Hill Farm: Mark Baker’ın kırsal hayatı ele aldığı bir başka ödüllü kısa filmidir.
Dogville: Lars von Trier’in bir köy topluluğunun karanlık yüzünü sahne tasarımını yıkarak anlattığı başyapıtıdır.
The White Ribbon (Beyaz Bant): Bir köydeki şiddet ve disiplin sarmalını işleyen sarsıcı bir dramdır.
Mark Baker, bu filmi tamamlamak için geleneksel hücre (cel) animasyonu tekniğini kullanarak binlerce kareyi tek tek elle boyamıştır.
Filmde karakterlerin çıkardığı anlamsız sesler ve mırıltılar, dilin ötesinde evrensel bir insanlık halini temsil eder.
İngiliz animasyonunun zirve dönemlerinden biri olan 90'larda üretilen bu yapım, Channel 4 gibi vizyoner kurumlar tarafından desteklenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...