
yüzyılın ortalarında, İngiliz Kraliyet Donanması'na ait HMS Wager gemisi, gizli bir görev için yola çıktıktan sonra Güney Amerika kıyılarında, Patagonya’nın ıssız ve hırçın bir adasında karaya oturur. Mürettebat, dondurucu soğuk, açlık ve vahşi doğayla karşı karşıya kalırken, hayatta kalma içgüdüsü medeniyetin tüm kurallarını yerle bir eder. Aylar sonra, derme çatma bir tekneyle Brezilya kıyılarına ulaşan 30 kişilik grup, geminin kazaya uğradığını ve kahramanca hayatta kaldıklarını iddia eder.
Ancak hikâye burada bitmez. Altı ay sonra, başka bir grup çok daha kötü durumda olan bir tekneyle Şili kıyılarına çıkar ve ilk grubu "isyan çıkarmakla" suçlayan bambaşka bir iddia ortaya atar. Kimin doğruyu söylediği, adada gerçekte nelerin yaşandığı ve kimin hain olduğu belirsizleşirken; İngiliz Amiralliği, gerçeği ortaya çıkarmak için her iki tarafın da ölüm cezasıyla yargılanacağı bir mahkeme kurar. The Wager, bir gemi kazasından çok daha fazlasını; anarşiyi, ihaneti ve insan ruhunun en uç noktalarda nasıl canavarlaştığını anlatan sarsıcı bir macera filmi niteliğindedir.
Leonardo DiCaprio, hayatta kalma mücadelesi veren ve ahlaki pusulasını yitirmemek için çabalayan (veya belki de isyanın fitilini ateşleyen) kilit bir karaktere hayat veriyor. DiCaprio’nun The Revenant filmindeki fiziksel dayanıklılığını, Scorsese’nin karakter derinliğiyle birleştirdiği bu performans, editoryal anlamda filmin en güçlü dayanağı.
Kadrodaki diğer oyuncular, disiplinli donanma subayları ile isyana meyleden tayfalar arasındaki o keskin gerilimi başarıyla yansıtıyor. Oyuncuların her biri, Patagonya’nın acımasız soğuğunda hem doğayla hem de birbirleriyle çatışan insanların psikolojik çöküşünü ustalıkla sergiliyor.
Martin Scorsese, David Grann’in aynı adlı eserinden uyarladığı bu yapımda, Silence filmindeki maneviyatı ve The Wolf of Wall Street’teki hırsı bir kenara bırakıp, insanın en ilkel dürtülerine odaklanıyor. Filmin görsel dili, okyanusun devasa gücünü ve ıssız bir adanın klostrofobik etkisini hissettirecek kadar güçlü. Scorsese, aksiyon sahnelerini bir gösteri olmaktan çıkarıp, hayatta kalma mücadelesinin ne kadar "kirli" ve "vahşi" olduğunu gösteren bir gerçekçilikle sunuyor. Tempo, adadaki açlık sahneleriyle ağırlaşırken, mahkeme sürecindeki psikolojik savaşla birlikte zirveye tırmanıyor.
Gerçek olaylara dayanan hayatta kalma hikayelerinden ve insan psikolojisinin karanlık labirentlerinden keyif alanlar için bu film bir başyapıt adayıdır. Eğer denizcilik tarihine, kolonileşme dönemine ve adalet temalı gerilim filmi örneklerine ilgi duyuyorsanız, The Wager size aradığınız derinliği sunacaktır. Scorsese ve DiCaprio iş birliğinin o kusursuz sinematografisini özleyen her sinemasever bu tarihi film deneyimini mutlaka yaşamalıdır.
Film, medeniyet dediğimiz şeyin aslında ne kadar ince bir buz tabakası üzerinde durduğunu kanıtlıyor. Açlık ve korku kapıyı çaldığında, rütbelerin ve yasaların nasıl anlamsızlaştığını görmek sarsıcı bir deneyim. Ayrıca, Patagonya’nın el değmemiş ve ürkütücü güzelliğinin dev perdedeki yansıması ile Scorsese’nin ustalığı birleşince, sadece bir film değil, unutulmaz bir görsel destan ortaya çıkıyor.
Hayatta Kalma İçgüdüsü: Fiziksel sınırların zorlandığı anlarda ahlakın devre dışı kalması.
Anarşi ve Düzen: Otoritenin çöktüğü bir ortamda güç dengelerinin nasıl yeniden kurulduğu.
Gerçeğin Göreceliği: Aynı trajediyi yaşayan iki farklı grubun, kendi "doğrularını" kurgulama biçimi.
İhanet: Canını kurtarmak için en yakınındakini bile feda edebilme gerçeği.
Bu türdeki deniz kazası ve psikolojik savaş temalarını sevdiyseniz, bir başka David Grann uyarlaması olan Killers of the Flower Moon veya denizde hayatta kalma mücadelesini işleyen In the Heart of the Sea (Denizin Ortasında) ilginizi çekebilir. Ayrıca insanın doğadaki vahşetini anlatan The Revenant ve bir grup askerin kaosa sürüklenişini ele alan The Bounty bu filmle benzer bir tona sahiptir.
Film, Dolunay Katilleri'nin de yazarı olan David Grann’in "The Wager: A Tale of Shipwreck, Mutiny and Murder" adlı kurgu dışı kitabından uyarlanmıştır.
Leonardo DiCaprio ve Martin Scorsese’nin birlikte çalıştığı yedinci uzun metrajlı filmdir.
Çekimler, Patagonya’nın hırçın doğasında, gerçekçiliği artırmak adına zorlu hava koşullarında gerçekleştirilmiştir.
Hikâyenin geçtiği kaza ve ardından yaşanan mahkeme süreci, İngiliz denizcilik tarihinin en tartışmalı ve gizemli olaylarından biri olarak bilinir.
Evet, film 1740’lı yıllarda batan HMS Wager gemisinin mürettebatının yaşadığı gerçek olaylara ve sonrasındaki askeri mahkeme kayıtlarına dayanmaktadır.
DiCaprio, geminin mürettebatı arasında yer alan ve kazadan sonra hayatta kalanların hikayesinde merkezi bir rol oynayan, olayların hem tanığı hem de parçası olan bir karaktere hayat veriyor.
Film bir savaş filminden ziyade; kaza sonrası hayatta kalma, adadaki isyan süreci ve sonrasındaki hukuk mücadelesine odaklanan bir dram ve gerilim yapımıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...