
This Is the Way We Rise, izleyiciyi Hawaii’nin nefes kesen doğasından kutsal zirvelerine, oradan da toplumsal bir uyanışın kalbine davet ediyor. Film, Mauna Kea dağının zirvesine yapılması planlanan devasa teleskop projesine karşı yerli halkın başlattığı barışçıl ama kararlı direnişi merkezine alıyor. Bu sadece bir çevre mücadelesi değil, aynı zamanda bir halkın kimliğini ve kültürel mirasını koruma çabasıdır.
Belgeselin anlatı yapısı, şair Jamaica Heolimeleikalani Osorio’nun yaratıcı süreci üzerinden şekilleniyor. Kelimelerin gücüyle toprağın sesi birleşirken, izleyici bir yandan sanatsal bir doğum sancısına, diğer yandan da binlerce insanın ortak bir amaç uğruna nasıl kenetlendiğine tanıklık ediyor. Sessiz protestoların yankısı, modern dünya ile kadim geleneklerin arasındaki ince çizgide seyirciyi derin bir sorgulamaya itiyor.
Belgeselin merkezinde şair, akademisyen ve aktivist Jamaica Heolimeleikalani Osorio yer alıyor. Osorio, bir oyuncudan ziyade, hikâyenin ruhu olarak karşımıza çıkıyor. Performansı, kendi içsel çatışmalarını ve toplumunun kolektif acısını samimiyetle dışa vurmasıyla izleyiciyi derinden etkiliyor.
Mauna Kea koruyucuları (Kia’i) olarak adlandırılan yerel halk, filmin en güçlü kolektif karakterini oluşturuyor. Gerçek kişilerin yer aldığı yapımda, her bir yüz ve her bir ses, belgesel türünün o kendine has gerçekçiliğini ve duygusal yoğunluğunu başarıyla yansıtıyor.
Yönetmen Ciara Lacy, kısa süresine rağmen oldukça geniş bir perspektif sunmayı başarıyor. Filmin temposu, bir şiirin ritmi gibi yükselip alçalıyor; görsel dil ise Hawaii’nin mistik dokusunu bozmadan izleyiciye aktarıyor. Siyasi bir meseleyi, kişisel bir sanat yolculuğuyla harmanlaması, yapımı didaktik bir dilden uzaklaştırıp evrensel bir hikâyeye dönüştürüyor.
Doğa hakları, yerli kültürler ve sanatın birleştirici gücüne ilgi duyanlar için bu yapım kaçırılmaması gereken bir eserdir. Özellikle toplumsal hareketlerin estetik bir dille nasıl anlatılabileceğini merak eden sinema tutkunları ve çevreci aktivistler bu belgeselde kendilerinden çok şey bulacaktır.
Bu film, direnişin sadece öfkeyle değil, sevgi, şiir ve şarkılarla da yapılabileceğini kanıtlıyor. Modern bilim ile yerel inançlar arasındaki çatışmaya tarafsız ama vicdani bir pencereden bakmak, izleyiciye farklı bir vizyon kazandırıyor. Görsel bir şölen sunan sinematografisi ise sizi koltuğunuzdan alıp Pasifik'in ortasındaki o kutsal dağın eteklerine götürüyor.
Kültürel Miras: Ataların mirasını modern dünyanın yıkımından koruma içgüdüsü.
Sanat ve Aktivizm: Şiirin toplumsal değişimdeki dönüştürücü rolü.
Toprak Bağlılığı: Doğa ile insan arasındaki koparılamaz spiritüel bağ.
Kolektif Direniş: Bir topluluğun ortak bir amaç için tek vücut olması.
Eğer bu yapımı sevdiyseniz, yerli halkların hak mücadelesini ve ekolojik hassasiyeti işleyen Awake: A Dream from Standing Rock veya Pasifik kültürüne dair derinlikli bir bakış sunan Vai gibi filmlere göz atabilirsiniz. Ayrıca sanatın gücünü hissetmek için The Salt of the Earth belgeseli de listenize eklenebilir.
Film, Sundance Film Festivali gibi prestijli platformlarda gösterilerek Hawaii'deki Mauna Kea mücadelesini küresel bir boyuta taşımıştır. Yönetmen Ciara Lacy, çekimler sırasında yerel toplulukla çok yakın çalışmış ve hikâyenin merkezindeki "Aloha ʻĀina" (toprak sevgisi) felsefesini her kareye yansıtmaya özen göstermiştir.
Evet, film Hawaii’deki Mauna Kea dağında 2019 yılında başlayan ve 30 metrelik teleskop projesine karşı yürütülen gerçek direniş sürecini anlatmaktadır.
Jamaica Osorio, Hawaii Üniversitesi'nde öğretim üyesi, ünlü bir "Slam Poetry" şairi ve kendi toprakları için mücadele eden aktif bir koruyucudur.
Mauna Kea, Hawaii yerlileri için tanrıların meskeni olarak kabul edilen, kültürel ve dini açıdan adanın en kutsal noktasıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...