
Dram

Shukichi Hirayama

Tomi Hirayama

Noriko Hirayama

Shige Kaneko

Koichi Hirayama

Fumiko Hirayama

Kyoko Hirayama

Numata

Kurazo Kaneko

Keizo Hirayama
Yaşlı bir çift olan Şukiçi ve Tomi, Tokyo'da yaşayan çocuklarını ziyaret etmek üzere küçük bir kasabadan yola çıkarlar. Büyük bir heyecanla vardıkları başkentte, çocuklarının (bir doktor ve bir güzellik salonu sahibi) kendi hayat telaşlarına ve modern dünyanın karmaşasına fazlasıyla daldıklarını görürler. Çocukları, anne ve babalarına vakit ayırmak yerine onları yük olarak görür ve başlarından savmak için kaplıcalara gönderirler.
Bu nezaketsiz ilgi karşısında yaşlı çiftin yanında duran tek kişi, savaşta ölen oğullarının dul eşi Noriko olur. Noriko, çiftin öz çocuklarından daha fazla şefkat ve zaman göstererek onlara gerçek bir bağ sunar. Film, bu ziyaretin ardından eve dönüş yolunda yaşanan hazin olaylarla devam ederken; ailenin parçalanışını, bencilliği ve kaçınılmaz olan "yalnızlık" gerçeğini sessiz bir çığlık gibi işler.
Yönetmen Yasujiro Ozu'nun vazgeçilmez oyuncusu Chishu Ryu, Şukiçi rolünde sabırlı ve bilge baba figürünü muazzam bir vakarla canlandırır. Onun karşısında Tomi rolündeki Chieko Higashiyama, annelik şefkatini ve yaşadığı hayal kırıklığını sadece bir gülümsemeyle anlatmayı başarır.
Filmin en kilit karakteri olan Noriko'yu ise efsanevi oyuncu Setsuko Hara hayat verir. Hara, karakterinin içsel hüznünü nezaketle maskeleyen o meşhur "Noriko gülüşü" ile sinema tarihinin en unutulmaz performanslarından birini sergiler. Bu oyuncu grubu, Ozu'nun minimal ve durağan yönetim tarzına mükemmel bir uyum sağlayarak hikâyeyi en doğal haliyle sunar.
Yasujiro Ozu, bu yapımda "tatami vizörü" olarak bilinen, kameranın yere çok yakın yerleştirildiği ve neredeyse hiç hareket etmediği kendine has tekniğini zirveye taşır. Tokyo Hikâyesi, büyük dramatik patlamalar yerine günlük yaşamın sıradan detaylarından beslenir. Film, Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası geçirdiği toplumsal dönüşümü ve geleneksel aile yapısının çöküşünü cerrahi bir titizlikle inceler. Siyah-beyaz görselliği ve ağır temposuyla izleyiciyi adeta derin bir meditasyona davet eder.
İnsan doğasının derinliklerini merak eden, aile bağları üzerine düşünmeyi seven ve sinemanın acele etmeden de çok şey anlatabileceğine inanan herkes bu filmi izlemelidir. Eğer aksiyondan ziyade karakter analizlerine ve duygusal derinliğe önem veriyorsanız, Tokyo Hikâyesi sizin için bir rehber niteliğinde olacaktır. Uzak Doğu sinemasına ve minimalist anlatılara ilgi duyanlar için bu kült film, dünya sinemasının en önemli derslerinden biridir.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, hayatın en acı ve gerçek yönlerinden biri olan "evlatların ebeveynlerine yabancılaşması" temasını bu kadar naif ve dürüst işleyen başka bir yapımın olmamasıdır. Ozu, izleyiciyi çocukları yargılamak yerine, modern yaşamın getirdiği kaçınılmaz bir sonu kabullenmeye iter. Finaldeki Noriko ve Şukiçi arasındaki sohbet, izleyicinin kendi ailesiyle olan ilişkisini sorgulamasına neden olacak kadar güçlüdür.
Kuşak Çatışması: Geleneksel değerler ile modern, bencil yaşam tarzı arasındaki uçurum.
Zaman ve Değişim: Şehrin hızla değişmesi karşısında insanın ve ailenin durağan kalamayışı.
Yalnızlık ve Ölüm: Hayatın sonunda herkesin aslında tek başına olduğu gerçeğinin kabulu.
Bu filmin zarif ve hüzünlü atmosferini sevdiyseniz, yine Ozu imzalı Geç Gelen Bahar (Late Spring) mutlaka listenizde olmalı. Benzer bir aile dramasını modern bir dille işleyen Hirokazu Kore-eda’nın Bitmeyen Yürüyüş (Still Walking) veya Arakçılar (Shoplifters) filmleri de Ozu’nun mirasından izler taşır. Batı sinemasından ise yaşlılık ve yalnızlık üzerine Leo McCarey’in Make Way for Tomorrow filmi harika bir eşleşmedir.
Film, Sight & Sound dergisinin yönetmenler arasında yaptığı ankette defalarca "Tüm Zamanların En İyi Filmi" seçilmiştir.
Yönetmen Ozu, çekimlerde neredeyse hiç "pan" veya "zoom" yapmamış, izleyicinin sahneleri bir tiyatro oyunu ya da ev içi gözlemci gibi izlemesini sağlamıştır.
Filmdeki sahnelerin çoğu, Japon evlerinin karakteristik yapısı gereği yerde oturan insanların bakış açısına göre (yerden yaklaşık 60-90 cm yükseklikten) çekilmiştir.
Ozu, hayatın ritmini yansıtmak ister. Ona göre gerçek duygular hızda değil, sessizlikte ve karakterlerin birbirine verdiği o kısa duraksamalarda gizlidir. Bu yavaşlık, izleyicinin karakterlerle özdeşleşmesini sağlar.
Noriko, ailenin kan bağından değil, vicdan bağından bir parçasıdır. Kendi acısını (kaybettiği eşi) başkalarına şefkat göstererek iyileştirmeye çalışır ve bu onu filmin ahlaki pusulası yapar.
Tokyo, filmde sadece bir şehir değil; hırsın, koşuşturmanın ve geleneklerden kopuşun simgesidir. Küçük kasaba huzuru ile Tokyo’nun soğukluğu arasındaki zıtlık, kuşak farkını vurgular.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...